Ailenizin Japonu!

Japonya'ya dair "kulaktan dolmayan" bilgiler

10 Yılın Ardından – Bölüm 3: Uğruna Feda Edilenler


Japonya’ya gelme fikri oluştuğundan beri, belki bilerek, belki de bilmeden, farkında olmadan bir çok fedakarlık yaptım. Yol boyu, yıllar boyu neleri feda ettim? Hiç düşünmemiş değilim, ama hiç sıralamamışım… İş yiyemediğim hamurişlerinden, içemediğim rakılardan daha ciddi.

Kurulmuş, Gelişmiş, Oturmuş Yaşam

Doğma büyüme içinde bulunulan ortamı bir anda bırakıp gitmek… Aileyi, arkadaşları arkada bırakmak. Kendini en güvende ve güçlü hissettiğin “yurdunu” bırakmak. Koşulsuz koruma ve destek alabileceğini bildiğin “güvenilir limandan” uzakta olmak.

Sanırım bu yalnız Japonya için değil, gidilen her hangi bir yer için de aynen geçerli. Bilinmeyene yelken açarken, alınan en büyük risk ve yapılan en büyük fedakarlık bu. Arkada kalan aile ve dostlarla bağların zayıflaması ve yer yer kopması, arada yitenlerin olması. Bir gün dönüldüğünde kim kime, dum duma olunması… Bulunduğunuz, alıştığınız bir yerden ayrıldığınızda -ülke değiştirmeseniz dahi- en çok sıkıntı veren bu.

Üstünden gelmek için verilen emek, harcanan zaman, karşılaşılan zorluklar… Yeniden yerleşik hayata geçme çabası, yeniden arkadaş bulma çabası, aranılan sıcaklık, içtenlik. Bir nevi Don Kişot ve görünmez yel değirmenleri bunlar. İlk yılların kronik sorunu, özellikle hatırı sayılır bir iletişim için, dil ve kültür eşiğinin çok yüksek olduğu Japonya için…

Sürekli Sorulan “Yarın Neredeyim?“ Sorusu

Çevrenizdeki insanların sürekli değişmesi, hep yeni gelen ve ayrılan birilerinin olması… İlk günler hep beraber takıldığınız, hatta yapışık ikiz olduğunuz insanların çoğunun, 2 – 3 yıl sonuda başka yerlere gitmeleri, ülkelerine dönmeleri; bu sürede yeniden yeni gelenlerle haşır neşir olmak… Her yeni gelenden -sizin için artık şaşırtıcı bir yanı kalmayan- Japonya’daki şaşkınlık yaratan “hikayeleri” 23497’nci kere dinlemek.

Bulduğunuz arkadaşlarınıza, kurduğunuz görece uzun süreli dostluklara daha bir derinden bağlanmak. Daha yakınınızda istemek. Ola ki ayrılma durumunda, bu, inanın daha çok üzülmenize neden oluyor. Yakınınızda buluduğunuz bir kişinin, neredeyse aileniz olması o kadar doğal ki… Bu gibi bir avuç dolusu insan ile paylaştıklarınız o kadar değerli ki, birinin bile artık –hepi topu fiziksel olarak- orada olmayacağını bilmek bile, acı verici.

Kısaca, içine girilen yeni çevrede kalıcı olup olunmadığının bilinmemesi. Gelecek planlarının feda edilmesi veya hep kısa vadede tutulması. “Bir gün nasılsa dönerim” sanrısı. Sürekli yerleşememekten kaynaklı, “Nasılsa taşınırım” denilerek tutulan, üstün körü kiralık evler; “zaten taşınırken atılacak” denilerek toplanan uyduruk eşyalar… Hep iki arada bir derede kalma hissi.

Bu his sürekli aklınızı kemirmekte. Ta ki, “kalıyorum” kararını verene, kalmanıza sebep olacak birini bulana kadar.

Sağlık ve Gençlik

Hayatın baharında yaşanması zor bir ülkede, üstelik yüksek lisans, doktora gibi bir başağrısını ta baştan kabul ederek bulunmak, hem fiziksel hem de ruhsal olarak mazoşist olduğunuzun ispatı. Uzun çalışma saatleri, karşı karşıya kalınan türlü sıkıntılar ve çarpışmalar arasında, hem sağlıktan olmak; -en hafifi saçlardan olmak-, hem de eğlenerek, gezip tozarak geçirme hayalleri kurduğunuz gençlikten olmak demek.

Çatışan İş Yaşantısı

Bir Japon şirketinin en büyük, en içinden çıkılmaz sorunu Japon olmasıdır. Bunu “Japon Kültürü kötüdür!” olarak algılamayın. Bu, esnekliğin, dışarıdan gelen etkilere yatkınlığın, dış kültürlerle olan etkileşimin azlığındandır.

En basidinden bir karar alıp, alınan kararları uygulamak bir Japon şirketi için “5 yıllık kalkınma programı” hazırlamak türü bir angarya olabilmekte. Bir kararı almak için atılan taklaların, develere atlatılan hendeklerin hesabı yok. Hatta bazı konularda, hiç karar alınamaması veya iş işten geçtikten sonra karar alınması, hem işinizi baltalamakta, hem hevesimizi kırmakta, hem de hızlı karar alınmaması durumuna alışmanıza neden olmakta.

Her durumda hızla alınan kararlar doğrudur, yerindedir demiyorum ama, bazı basit ve küçük konularda bile neredeyse şirketten topyekün “olur” alınması, karara oybirliğiyle imza atılması çok büyük bir handikap. Hızlı iş çeviren, yerine göre risk almayı tercih eden ve daha bağımsız iş yapan birisi için zor feda edilen özellikler. Tümünden vazgeçmesem de epey bir ödün verdiğim tartışılmaz.

Daha çok örnek verilebilir belki; ancak en dişe dokunanlar bunlar benim için. Bir sonraki bölümde son değerlendirmeyi yapıp, noktayı koyacağım. “Bölüm 4: Japonya’da Yaşamak Mı?

2 comments on “10 Yılın Ardından – Bölüm 3: Uğruna Feda Edilenler

  1. Pingback: 10 Yılın Ardından – Bölüm 4: Japonya’da Yaşamak Mı? | ...S.a.S...

  2. Pingback: 10 Yılın Ardından – Bölüm 2: Japonya Ne Öğretti? | ...S.a.S...

Yorumlarınız için...!

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s

Gelişmeler emailinize gelsin!

Bana Ulaşmak İçin

semihsunkar(at)gmail...
Hemen hemen 7/24!

ZİYARETÇİLER

  • 430,007 kere geldiler...!

İçindekiler

%d bloggers like this: