Ailenizin Japonu!

Japonya'ya dair "kulaktan dolmayan" bilgiler

Bölüm 5 – Tokyo’nun Gündüz Güncesi


Tokyo için çok şey dedik, genel olarak sevidğimiz ve sövdüğümüz noktaları üstün körü sıraladık. Ama Tokyo’nun günlük yaşayışında ilişkin bilgiler eksik kaldı. Bu bölümde aklıma gelen kısmıyla Tokyo’nun gündüz yaşamında öne çıkan bazı noktalara bir iki kelam edip, geçmeye çalışacağım. Aslında gayet bir özgüven abidesi olarak “Tokyo’nun gündüzü de budur!” diyerek bodozlama da dalabilirdim ama azıcık haddimizi bilelim. Dünya kadar insanın yaşadığı bir yerde herkes için farklı olan günlük yaşama dair bir genelleme yapmak, düpedüz yalancılık olacaktır keza… Tekrar ediyorum burada yazılanlar bir kişinin uzun bir sürede gözlemlediği, kişisel çevre algısıdır. Bana ak gelen, size kara görünebilir. Sonra “Yalan yanlış bilgiler veriyor ukala!” gibi kızmaca, darılmaca olmasın.

Tokyo’nun Gündüz Yaşamı

Tokyo için “Gecesi gündüzüne karışan, 24 saat uyumayan! Her köşesi hayat dolu, Hızlı ve Öfkeli kabilinden çılgın bir yer!” demek biraz yanlış anlaşılmalara sebep olabilir. Gerçekçi olmak gerekirse, Tokyo, küçük bir bölümü ya da çeşitli istasyonların yakın çevresi dışında, pek de bir fark sunmuyor. Hatta her normal dünyalı yerleşiminde olduğu gibi çoğunlukla gündüz yaşayan bir şehir.

Gündüz yaşayandan kastım ne bir iki cümleyle açıklayayım. Birincisi, yerel halkın ya da turistin çoğunluğunun dışarıda olduğu zaman aralığı gündüz saatleri. İkincisi de kamuya açık mekanların -yetişkinlere yönelik yeme, içme, eğlence yerleri dışında- hemen hemen tümünün geceye kalmadan kapanıyor oluşu. Yani yaşam aslında insanların uyku saatine paralel. Bu döngüyü kıran yerler yok mu? Elbette var. Shinjuku, Shibuya, Roppongi gibi yerler düzenin baş aşağı olduğu yerler. Ama sanılmasın ki buralar yalnız gece aktif olan yerler. Tam aksine şehrin bu semtleri 24 saat boyunca insan hareketinin olduğu sıcak noktalar. Ama 2-3 semtteki adacıkların bütün bir şehre mal edilmesi, hele hele bu kadar büyük bir yer için kullanılması biraz abartılı. Zaten buralara Tokyo’nun Gece Hayatı başlığında değineceğim. “Yazmış çarşaf çarşaf ama şurada bir link de vermemiş eşşşşşek herif !” diyenlere de yemezler diyorum… Link verip de bu yazıyı okumadan sallayacağımızı biliyorum. O kadar emek veriyoruz şurada!

Günlük Göç 

Tokyo ve çevre vilayetlerde yaşayan insanlar için yaşam alanları “yerleşik olunan yer ve çevresi” ile “çalışılan bölge ve çevresi” olarak ikiye ayrılabilir. Bu hem fiziksel, hem de kültürel olarak bir gün içinde bambaşka iki ortamda bulunmanıza yol açacak ölçüde farklı Tokyo’da.

Fiziksel farklılıklar neler önce bunlara değinelim… Tarihi Edo ya da Tokyo merkezi günümüzdeki Yamanote Hattı’yla çevrelenmiş bir dar alan. Çalışma, alışveriş ve sosyalleşme sahası. Büyük bir kalp. Her sabah atardamarları olan tren ağlarına doluşmuş insanları, parayı, enerjiyi ve hayatı içine çeken ve her akşam bunları tekrar dışarı pompalayan bir kalp burası. Kalbin çevresinde de birer akciğer sistemi oluşturmuş Tokyo Körfezi’nin komşu vilayetleri.

Şehrin çekim merkezi ile ekonomik ve siyasi gücün odaklandığı yerler aynı değil Tokyo’da. Örtüşen, çakışan noktalar olsa da para ve siyaset daha çok şirketlerin, bakanlıkların, bürokrasi ve iş yaşamının iç içe girdiği İmparatorluk Sarayı ve Tokyo İstasyonu çevresinde, Hibiya, Otemachi, Akasaka ekseninde. Para yoğunluğu da iş-politika çevrelerinin itkisiyle aşağı yukarı aynı alanda. Ancak bu türden bir para bolluğu ve çalışan nüfus bu bölgelere gün içinde müthiş bir canlılık katsa da iş bitip, eve dönüş saati geldiğinde şehrin bu kesimlerinde ıssızlığa varan boşalmalar yaşanıyor. Sanki doğal bir döngüymüş gibi, sıcak iklimlerin peşindeki göçmen kuşlara nazire yaparcasına, her gün kilometrelerce yol tepip, sabah-akşam göç eden insan toplulukları!

Şehrin kalbinde her yaştan insan kaynaklı gerçek hareket, kalbin içine giren atardamarlar olan tren ağlarına endekslenmiş. Ne kadar çok tren hattı bir noktada birleşmişse orası da o kadar gelişmiş, önem kazanmış. Bu nedenle Tokyo’nun en canlı noktaları Yamanote Hattı üzerinde yer almakta. Sabahın ilk ışıklarıyla banliyölerden işe doğru yol alan kalabalık topluluklar, tren seferlerinin başlamasıyla beraber yavaş yavaş buralarda toplaşıp, işbaşı saatlerine yaklaştıkça tavan yaptıktan sonra, öglene doğru azalmakta.

Akşam da benzer bir yoğunluk var, ters yönde. Ancak bu yoğunluk daha uzun bir saate yayılı. Bu biraz Japonların genel yaşam tarzından dolayı. İşten geç çıkma alışkanlıkları, çıktıklarında hemen evin yolunu tutmayıp dışarıda takılmaları akşam trenlerinde daha uzun süreli bir yoğunluğa neden olmakta. Bu yoğunluğun tavan yapatığı saatler ise son tren seferine yaklaşılan anlar. Özellikle ertesi günün resmi tatil olduğu günlerde bazı istasyonlarda -biraz keyfi olsa da- sabahkini aratmayan kalabalıklar görmek mümkün. Son trenlerdeki ve işgünü sabahlarındaki yoğunluk daha kısa bir zaman aralığında olduğundan, insan seli haline gelen Shinjuku, İkebukuro istasyon çıkışları, günün her saatinde Shibuya Hachiko kavşağı gerçek Tokyo havasını solumak, kalabalığını anlamak için birebir.

Farklı Yaşam Alanları

Günlük göç dalgasının yaşandığı iş yerleri ve konut alanları ile ilgili bir diğer nokta da, bu bölgelerde oturan yerleşik nüfusun farklılığı. Şehrin kalbindeki konutların aşırı yüksek bedelleri, azlığı ve varsa da eskiliği buralarda oturan insan sayısını bir hayli etkilemiş. Mesela Chiyoda belediyesi, ki sınırlarında İmparatorluk Sarayı, bir kaç bakanlık ve Fortune 500 şirketi barındırır, aşağı yukarı gün içinde milyonlarca insana hizmet sağlamaya çabalarken, sakini olan elli bin vatandaşıyla bütçesini ne yapacağını şaşırır. Oturan da az olunca bölgeye hizmet için gereken kreş, park, çöp öğütme tesisi gibi kamu alanları da azalıyor haliyle. Ortalık varsa yoksa şirket binaları, yeme-içme-eğlence mekanı olup çıkıyor. Yalnız şehrin bu kesimlerinde iş iş iş, başka da bir şey yok sanılmasın. Eski yerleşimler olduğundan tarihi yapılara, müzelere, tapınaklara da denk gelmek olası. Ancak Tokyo, -şehir itibariyle ister merkezi, ister yakın çevresindeki banliyöleri olsun- tarihi yapıların diğer Japon kentleriyle kıyasla epeyce az olduğu bir şehir. Gerçek Japon yaşantısı için, sanatsal ve mistik yapılar için Tokyo’dan öte yakın çevrede Hakone’ye, Kamakura’ya, Nikko’ya gidilmeli. Uzaklarda ise Kyoto ve Kanazawa’ya…

Diğer yandan şehrin banliyölerinde gösterişsiz, küçük ve yalnızca içinde yaşayan horozun çöplüğü halini almış evler hakim. Bizde olduğu gibi bir kooperatifleşme ve toplu konut anlayışının çok yaygın olmaması neticesinde, türlü türlü boyutta, tasarım, renk ve uyumsuzlukta yapıları yan yana görmek mümkün. Az katlı müstakil evlere komşu çok katlı apartmanlar ve buralara doluşmuş milyonlar. Yapılaşma anlamında tam bir keşmekeş hakim Tokyo’da.

Kopuk Kültürler

Şehri çepeçevre saran uydu kentlerde yapılaşma çarpık gibi dursa da, şehircilik ve belediyecilik tam da olması gerektiği gibi. Bu alanlar insanların, aileleriyle ya da tek başlarına işten arta kalan zamanlarını geçirdikleri yerler. Gün içinde çocuklara, gençlere, yaşlılara ve tatil zamanında da her kesime hizmet veren sosyal ve kamusal yapılarla destekli yerleşim bölgeleri buralar. İş peşinde koşuşturan, takım elbiseli, maskeli, kalıplara sığdırılmış çalışma kamplarının esirleri ile banliyölerde köpeğiyle zaman geçiren, nehirde kano yapan insanların aynı kişiler olabileceğine inanmak güç. Bu, Tokyo yaşamında en çok dikkatimi çeken fark. Kültürlerarası uçurumu yansıtıyor bu…

Banliyölerdeki yaşamın ve kültürün farklı olmasını destekleyen her kesime uygun eğitim, spor ve kültür hizmetleri alt yapısının tesis edilmiş olması sağlıyor. Örneğin, Tokyo deltası üzerinde sayısız nehir yatağı mevcut. Her biri deprem sırasında zemin sıvılaşması ve olası tsunami tehlikeleri nedeniyle iskana kapalı. Ancak üst kullanıma açık. Belediyenin tamamen doğal yapıyı koruyarak nehir yataklarını ıslah etmiş olması, bu alanları park, spor sahası, gezi parkuru haline getirmiş olması, ücretsiz kullanımı teşvik etmesi parayla pulla ölçülemeyecek bir hizmet. Yeri geldiğinde çok eksikliğini hissettiğiniz doğayı birazcık da olsa hatırlayabildiğiniz, sosyalleştiğiniz, şehrin koşuşturmacasından kaçtığınız yerler buralar. Bu kaçamak imkanları, şehir merkezinde 1-2 parkla kısıtlı olsa da, merkezden yarım saatlik bir tren yolculuğu kadar ayrıldığınızda çeşit çeşit karşınıza çıkmakta. Şehrin nefes aldığı noktalar. O yüzden kalbin çevresindeki akciğerlere benziyorlar.

Olay yalnzıca nehir yataklarının, denizin doğru kullanımı değil. Bunun kışı var sıcak yazı var. Her zaman kullanılamayacak oluşu var. Japon yaşamında hatırı sayılır bir yeri olan hobilere yönelik hizmetler de belediyenin gündüz yaşamına katkı yaptığı alanlar. Mesela, hemen her belediyenin ücretsiz kütüphane, yüzme havuzu, hobi alanları gibi hizmetleri farklı farklı noktalarda vermesi, ve buraların her gün bilfiil kullanılıyor olması, kültürü ve yaşayışı iş bölgelerinden farklı kılıyor. Aslında her belediye bu hizmetleri veriyor. En küçük köylerde bile ortak kullanıma açık bir spor salonu, okuma odası var. Buraların istediğiniz kitapları sizin adınıza diğer kütüphanelerden temin etmesi, yoksa satın alması belediyenin su sağlaması, çöplerinizi toplaması kadar doğallaşmış… Bunları ardı arkası kesilmeyen vergileri ödeyerek elde etmemeniz Japonya’yı yaşanır kılan ayrıntılar.

Sosyal Adacıklar

Tokyo içinde herkese yönelik bir tat var. Yemek olarak da, yaşayış olarak da, bütçe olarak da. Nasıl bir yaşam sürmek istediğinize bağlı olarak bulunduğunuz kesimler de farklı. Sınırsız para, eğlence, huzur artık her ne arıyorsanız. Aslında her yerde, her kesimi, yaş grubunu tatmin eden şeyler vardır. Arayınca muhakkak bulunur. Ama ortak türlerin çoklukla bir araya geldiği, farklı farklı kümeler bulacaksınız Tokyo’da. İlk aklıma gelenler; üniversite öğrencilerinin bohem köycüğü Shimokitazawa, çalışan ve yeni akım modayı takip eden, alım gücü olanlara yönelik Aoyama ve Omotesando, azıcık hovardalık yapma sevdasındaki tonton amcalara, rüküş teyzelere Ginza, ipini koparıp eğlencenin dibine vurmak isteyenlere Shibuya ve Kabukicho, yabancılara yönelik Hiroo ve Roppongi, emekli amcalara Ueno, elektronik manyaklarına Akihabara, deniz sevdalılarına Minatomirai gibi. (Sonuncusu zorlama oldu gibi…) Tokyo gibi büyük bir megapolde ne aradığınızın pek bir önemi yok. Aradığınızı illaki bulursunuz. Araştırmanız yeterli.

Bu bölüme de bir başlık altında girip, yine bambaşka bir yerden çıktık. Bu rehber pek öyle başlığa uyumlu yazılamayacak galiba… Bir sonraki bölüm Tokyo’nun Gece Hayatı’nda ayrıntıya gireceğim, söz!

4 comments on “Bölüm 5 – Tokyo’nun Gündüz Güncesi

  1. Pingback: Japonya’da Ev Kiralamak « …S.a.S…

  2. guest
    February 21, 2012

    tokyo nun gece hayatini turkler fethetti😀 roppongiye yanyana 4tane türk lokantasi acmislar mcdonalds i bile gectiler valla

    Like

    • sunkarsemih
      February 21, 2012

      Evet Roppongi’deki kebapçılar aldı başını gitti. Hatta kanlı bıçaklılar şu an… Buna “nerde çokluk orda bolluk” deniyordu herhalde…😉

      Like

  3. Pingback: Bölüm 4 – Tokyo: Kendini Sevdiren! « …S.a.S…

Yorumlarınız için...!

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s

Gelişmeler emailinize gelsin!

Bana Ulaşmak İçin

semihsunkar(at)gmail...
Hemen hemen 7/24!

ZİYARETÇİLER

  • 430,007 kere geldiler...!

İçindekiler

%d bloggers like this: