Ailenizin Japonu!

Japonya'ya dair "kulaktan dolmayan" bilgiler

Bölüm 4 – Tokyo: Kendini Sevdiren!


Bir insan neden bir şehirle ilgili bilgileri çarşaf çarşaf yazar? Ya seviyordur, ya sövüyor…! Tokyo da böyle bir yer. Yer yer sevdiren; yer yer sövdüren! Geçen bölümde saydırdığımız noktalara değinmiştik. Bu kez saygı duyduğumuz yerlere bir göz atalım! Tokyo’yu sevdiren ne?

1-) Güven

Boyutları, başı, sonu, sınırları belli olmayan; kimin yerlisi, kimin yabancısı olduğu anlaşılmayan bir yerde hissedilen en özel duygu bu, güven! Sorgusuz, kuşkusuz, zamandan bağımsız güven! Şehrin ve belki Japonya’nın tamamına yayılmış paha biçilmez bir his, bu! Ne kadar arka sokaklarına da girseniz, ne kadar yalnız da kalsanız, ne kadar yolunuz ve hatta kendinizi kaybetmiş de olsanız, şehirde başınıza bir şey gelmeyeceğini bilmek… !

Bu ne parayla, ne de yasayla elde edilebilir bir şey. Toplumun kendiyle barışık oluşu, günlük hayatta hissettiği eşitlik ve adalet duygusu bunu sağlayan. Kim olursanız olun herkes için, zengini, evsizi, kadını, erkeği, çocuğu, yabancısı için güvenli bir yer Tokyo. Aynı büyüklükte bir başka dünya şehrine ilk kez gidecek birine verilen “aman şuraya dikkat et, buraya girme” türünden bir uyarıya gerek olmaması burayı sevdiren.

Tabii bunun bir de eksisi var. Bu tür bir sakinliğe, güvenlik hissine kaptırınca insan kendini, Japonya dışında adım atılan her yer tekinsiz gelmekte. Algılarınız gayet sıradan tartışmaları bile tehlike olarak kabul edecek şekilde aşırı hassaslaşmakta. Bu Japon turistlerin (gezgin demiyorum) tur rehberinin sözünden ayrılmayışının da bir nedeni olabilir. Özünde Japonlar için yurtdışı demek evin dışında yaşanan güvensizlik hissini çağrıştırıyor olabilir.

2-) Düzen

Hayatın hemen her köşesine işlemiş, makineleşmiş, oturmuş düzen. Trenlerde, şehir içi otobüslerde, kaldırımda, yürüyen merdivende, parkta, okulda, süpermarket kasalarındaki, insan sıralarındaki düzen. Yeri geldi mi, bu düzeni bozan sıradışı olaylara karşı hissedilen şaşırma duygusu.

Makineleşmiş düzenin insanı kötü etkilediği de söylenebilir. Düşünmeye gerek bırakmadan yapılan eylemlere, sürekli aynı tempoda tekrarlanan tekdüze bir hayata neden olabilir. Ama yağan yağmura aldırmaksızın, saatinde geleceğini bilerek, durağa gitmek, tıkır tıkır işleyen ve tam saatinde gelen otobüse binmek, itişmeden, tepişmeden, insanca bir hayat sürmek…

3-) Özen

Düzen ve güven siz yalnızken hissettiğiniz duygular. Hayatın içinde ortak bir yaşam sürdüğünüz insanların özeni sizi buraya bağlayan. Üç kuruşluk alışveriş yaptığınız büfenin çalışanında, size hizmet veren belediyede, toplu taşıma aracını kullanmak isteyen engelliye kılavuzluk eden istasyon görevlisinde, sabah okula giden çocukların yol boyu güvenle okullara ulaşmasını sağlayan gönüllülerde gördüğünüz tavır ve yaklaşım…

Özen, içten gelmedikçe ulaşılabilen bir meziyet değil. Yine bunu, “Japonlar çok kibar insanlar” diyerek de açıklamak yanlış olur. İstediğiniz kadar ezberletin, eğitin, dikte ettirin zorla yaptırdığınız sürece eğreti duran bir şey bu. Galiba insanların ve duyguların kırılgan olduğunu idrak etmeden başarılabilmesi çok güç.

4-) Yeten

Büyüklüğü, seçenek bolluğu, kaynayan bir kazan oluşu size her türlü duygunuzu doyurma fırsatı veriyor. Eksik hissetiğiniz ne varsa, aradığınızda bulacağınızı bilmek. Şehrin yeteceğini hissetmek tarifsiz bir özgüven veriyor. Hemen her dilden, her kültürden insanın toplaştığı mahşeri bir kalabalık var sonuçta. Aradığınız dünyevi bir şeyse muhakkak Tokyo’da vardır. Bilmem belki fazlası da vardır.

Bu, “Japonya’nın başka yerlerinde bir halt yok, yokluk çekiliyor” noktasına çekilmesin. Çıksa çıksa en fazla fark, Tokyo’nun olanaklarının çok çok geniş olması sonucunda, diğer küçük yerleşimlerde hissedilecek “yetmeme” durumu olabilir. Yetmeyen şey aslında, hayat standardı değil, küçük hovardalıklar, şımarıklıklar olmasın… Atıyorum bir Etiyopya yemeklerini tatmasanız, antin kuntin incik-boncukcudan ıvır zıvır almasanız, Harajuku kızlarını görmeseniz de hayatta büyük bir eksiklik hissetmezsiniz. Millet Tokyo’ya geldi mi her ne hikmetse hemen, “Geyşa nerde?”, “Peynir var mı, peynir?”, “Hattori Hanzo kılıcı alıcam nerde satılıyo bu?” diye sormuyor mu; bu tipler tam tepelemelik. Dur hele, bir şehre alış, yaşayışı kavra! Sonrasında zaten bulacaksın!

5-) Gülen

Gün içinde, yaşamın çeşitli noktalarında gerçekten gülen, içten gülümseyenlerin olması, sizi bilmem ama bana çok keyif veren bir yönü Tokyo’nun. Belki başka kentlerde de aranınca bulunabilir ama burada aramaya gerek kalmayacak kadar çok sıklıkla karşınıza çıkıyor. Şehrin hayat dolu olduğu hissini aşılıyor.

Elbette bu herkes için geçerli bir sevme sebebi değil. Kabul edersiniz ki, hayattan bıkmış, intihar eşiğinde de yığınla insan var. Veya yalandan, zoraki gülen ama içinde fırtınalar kopan! Ben yine de enayi enayi, saf saf düşünerek, bana pozitif enerji veren bu yalancı gülümsemeyi seviyorum. Belediyenin “bak belediye çalışıyor” diye kafama kaka kaka iş yapmayışını, polisin “yol sorma, turist danışma” hizmetini, yayaların koşulsuz geçiş üstünlüğünü seviyorum. Galiba ben burayı insanı insan yerine koyduğu için seviyorum. Dünyanın en kalabalık nüfusunu barındırdığı halde bunu becerdiği için belki de, gülen yüzlere ayrımcılık yapıyorum!

Bitirirken bir noktaya daha açıklık getireyim. Bu sefer de Tokyo için yazmaya başlayıp, galiba epey bir Japonya geneline uyarlanabilecek bir yazıyla bu bölümün sonuna çıktık. Burada saymaya çalıştığım şu 5 temel nokta, sanırım Japonya’nın neresine giderseniz gidin uzun zaman sonunda hissedecek olduğunuz duyguların bir karması. “Japonya neden farklı?” sorusunun cevabı. Galiba Tokyo’ya adalı yaşam rehberi yazarken Japonya’dan çekip almak çok zor.

Gelecek iki bölümde şehrin gecesini gündüzüne katmayı düşünüyorum. Galiba hiç gezi rehberi olmayacak bu rehber… Mazur görün!

Bölüm 5 – Tokyo’nun Gündüz Güncesi

6 comments on “Bölüm 4 – Tokyo: Kendini Sevdiren!

  1. Murat Can Yoluker
    September 22, 2012

    Tokyo’dayken Tokyo’dan hiç hoşlanmamıştım. Gariptir tam da yazdığın noktaları hatırlayarak geziden birkaç ay sonra Tokyo’yu özlediğimi hissediyorum Sunkarsan.

    Like

  2. Pingback: Bölüm 8 – Tokyo’da Hayatta Kalmak « …S.a.S…

  3. Pingback: Bölüm 5 – Tokyo’nun Gündüz Güncesi « …S.a.S…

  4. elif
    February 15, 2012

    Tokyo= aşk!

    Like

    • sunkarsemih
      February 15, 2012

      Elifchan, azıcık iddialı değil mi aşk!?

      Eee ocak bitti, Mart geldi. Gökler mayısta ne yapar!?

      Like

  5. Pingback: Bölüm 3 – Tokyo: Kendine Sövdüren! « …S.a.S…

Yorumlarınız için...!

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s

Information

This entry was posted on February 15, 2012 by in Tokyo (Gezi) Rehberi and tagged , , , , , , , , , .

Gelişmeler emailinize gelsin!

Bana Ulaşmak İçin

semihsunkar(at)gmail...
Hemen hemen 7/24!

ZİYARETÇİLER

  • 430,007 kere geldiler...!

İçindekiler

%d bloggers like this: