Ailenizin Japonu!

Japonya'ya dair "kulaktan dolmayan" bilgiler

Bölüm 2 – Tokyo’yu Farklı Kılan Ne?


Genel olarak Tokyo üzerine iki kelime lafladıktan sonra yavaş yavaş daha özel konulara geliyoruz. Özelden kastım kişisel gözlemlerimin, bende kalanların derlemesi…

Özel olarak incelendiğinde Tokyo, diğer dünya kentlerinden bir çok açıdan farklı. Ya da bana hissettirdikleri farklı. Nedenleri kişiden kişiye değişse de benim için bu farkın temel nedenleri şöyle.

1. Tokyo, çok uzun bir süredir, Edo Dönemi’nden bu yana, dünyanın en kalabalık nüfusunu barındırmakta. Ancak bu bir altına hücum tadında oluşmuş kısa süreli bir göçün eseri değil. Vasıfsız iş gücü – ırgat olarak hele hiç düşünülmemeli. Eğitimli, kadınlı – erkekli okur yazar, eli iş tutan zanaatkarları ve iş bilenleri barındıran bir yer olmuş tarihi Edo. İşte Tokyo bu entellektüel olarak da gelişkin nüfusun sayesinde sağlam temellere oturmuş, başlı başına bir kent olagelmiş. Kısaca sonradan görme bir kültür değil. Bir hazımsızlık, uyuşmazlık hissi yaratmıyor şehir. Benzer duyguları hissettiren bir başka Asya kenti de Singapur olmuştu, sindire sindire büyümek böyle bir olgunluk veriyor sanki.

2. Tokyo halkı ve yönetimi, Meiji Dönemi modernleşme hareketinin öncesinden beri, yüksek nüfusa ve nüfus yoğunluğuna alışık. 1900’lü yıllarında başından günümüze ulaşım ve iletişimin kolaylaşmasıyla da hemen dibindeki Kanagawa, Chiba ve Saitama vilayetlerini uydulaştırmış. Yetmemiş bu vilayetlerin ardındaki Gunma’yı; Tochigi, İbaraki ve Yamanashi’yi bir güzel etki alanına almış. Yani Tokyo, Tokyo olmayan yerleri de Tokyolaştırmış. Yayıldığı alana bir yaşam standardı dikte ederek, diğer kentleri de kendine benzetmiş. İlginçtir, Kanto bölgesinde, Kawagoe, Kamakura, Narita gibi istisnalar dışında, neredeyse tüm vilayetler birbirine özdeş ve denk. Birinin diğeri üzerine bariz bir kültür farkı attığını söylemek güç.Tokyo merkezinde paranın, teknolojinin getirdiği bir hayat varken, 50 km ötede dağ kasabasında, gecekonduda yaşam savaşı veren milyonlar yok yani.

3. Yerel yönetimi, halka yönelik yatırımlarını da tedbirlerini de nüfusa göre, hem de epey erken dönemlerden itibaren almış. Uzun erimli planlamalarla şehrin altyapısı oluşturulmuş. Örneğin şehrin kalbine bir atardamar olarak Yamanote Hattı’nı ta 1920’lerde tamamlamış. Uydusu Yokohama’yı 1900’lerin başında demiryoluyla kendine bağlamış. Yerleşime uygun olmayan nehir yataklarını ıslah edip, yeri geldi mi körfezi doldurarak, kıt olan karasal alanını genişletmiş. Kısaca zamanının çok ötesinde bir uzak görüşlülükle bugünün Tokyo’su şekillendirilegelmiş.

4. İlk 3 maddeden az da olsa tahmin edebileceğiniz bir başka konu da şehir ve belki ülke genelinde iliklerinize kadar hissettiğiniz “insanlararası eşitlik”. Bize ve hatta diğer metropol insanlarına ne kadar uzak bir kavram. Algılaması ne kadar güç! Ama burada hayatın devam ettiği hemen her noktada bunu hissetmek mümkün. Şehirde belli ki uzun zaman önce temel atmış bir yaşam standardı var. Bu, hemen herkes için ortak bir payda yaratmakta. Önemli bir şirketin, yönetim kadrolarında yer alan yaşını başını almış, cebinde tomarla parası, belki evi-arabası olan da; aynı şirkete iş başvurusu yapan yeni yetme bir genç de aynı toplu taşıma araçlarını kullanıp, aynı büfelerden alış veriş yapıp, şirkette aynı yerde yemek yemekte.

Eşitlik kanısını pekiştiren, sıradan bir günde, sıradan bir yerde, sıradan bir hayat süren süper zenginlerle, alelade emeklilerin, yarı-zamanlı işlerde çalışanların yan yana gelebilmesi. Bu tür bir ortak yaşam, ne kadar gelir dağılımında fark olsa da, biz yabancılara biraz da tuhaf geliyor. Belki de toplumsal eşitliği garipseyişimiz burada olduğu gibi basit günlük ortaklıkları her gün göremeyişimiz. Ancak bu toplumsal barışa alıştıkça, yeri geldi mi, patronla balık istifi saatlerce yol gidip, üniversite kampüslerine rahatça girip, çevrede oturan 80’lik teyzelerle yemekhanede aynı karavanadan yemek yedikçe, buraya daha da bağlanıyorsunuz.. “Sen benim kim olduğumu biliyor musun?” türü kendini üstün gören; rahatsız ruh halleriyle etrafta dalkavukluk edenlerin olmaması… Anlamsız yüksek duvarlar, güvenlik koridorları, yaşamdan soyutlanmış “kurtarılmış bölgeler”in olmayışı burayı farklı kılan.

5. Şimdi diyeceksiniz ki, “Eşitlik tek düzelik, monotonluk yaratmıyor mu?” Kişinin bakış açısına göre rahatlıkla böyle de düşünülebilir. Ama geniş kitlelere yayılmış eşitlik, homojenliğe de yol açmış burada. Pek tabii, Japonya’nın ulus devlet oluşu, eğitim sisteminin tornasından geçmiş nesillerin, standart bakış açısı tutturmuş olması, uzun yıllar dışarıdan etkilere kapalı kalmış olması Japonya genelinde bazı renklerin de kaybolmasına veya hiç gelişmemesine neden de olmuş olabilir.

Yalnız ilginçtir, yaşamın ve yaşayanların tek tipleştirilmesi çok kültürlülükten kopuşa neden olabilecekken, tam tersine bir çok alt kültürün, akımın doğmasına da ön ayak olmuş. Örneğin her biri Yamanote Hattı’nda sıralanan Shibuya, Harajuku, Akihabara, Ueno, Shinbashi gibi semtlerde, bambaşka kitlelere hitap eden, kendi benlikleri, kültürleri olan küçük şehirler yaratılmış.

6. Tokyo’yu küresel anlamda diğer kentlerden ayıran bir başka konu da Japon olmayan birisi için yaşanabilirlik. Çok ulusluluk, çok dillilik konusunda Kanto’nun durumu, Japonya’nın diğer bölgelerine kıyasla iyi olsa da, hala sınıfta kalıyor. Körfez bölgesinde, burası “Çin Mahallesi”, şurası “Yahudi Gettosu” diyerek, ayırabileceğiniz yerler çok az. Yok değiller ama var olanlar bile oldukça Japon. Tokyo merkezinde Shin-Okubo Kore’yi, Yokohama limanında Motomachi – Chukagai, Çin’i kısmen temsil eden, bu ülkelere ait kültürlerin, Japon kültütüyle harmanlandığı ve biraz da Japonlaştırıldığı yerler. Bu tarz mahallelere ek, biraz da Roppongi – Hiroo – Azabu dolaylarında batı ülkelerinden gelmiş ancak Japonlaşmamış yabancıların kümeleşmesi var. Çoğu yabancı misyonların ve çok uluslu şirketlerin çalışanları ve aileleri. Şirketlerin bu civarda toplanması neticesinde oluşmuş bir bölge. Daha yapay, daha uyumsuz, Japonya’dan daha kopuk.

7. Aklıma gelen bir diğer nokta da günlük yaşamda kullanılan kamusal alanların farklılığı. Hayat devam ederken, farkında olmadan kullandığımız çok sayıda kamusal alan var. Meydanlar, parklar, istasyonlar, duraklar, okullar, alışveriş merkezleri, vb. Bütün bu yapılar hemen her şehirde olan, olağan şeyler. Ancak bir Tokyo gerçeği de var ki, bu kentte geniş caddeler, ferah meydanlar, alabildiğine deniz, doğa, kaldırımlara yayılmış sokak satıcıları ya yok, ya da çok az.  Kısaca hayatın büyük bir kısmı kapalı alanlara, yer altlarına kısılı. “E soğuk ülkelerin de bu tür bir yaşayışı var.” diyebilirsiniz. Hatta “olmasa da olur.” diye de düşünebilirsiniz. Ancak işin aslı, insan bina ormanından, dar alanlardan, her gün karanlıkta işten çıkmaktan, doğal olanlara özlem duymaktan bunalabiliyor. Şehir hayatının içinde ufak hava değişimleri arıyor. Mesela, Tokyo güya deniz kıyısında ama denizle ilişkisi Ankara’dan farksız. İnsan üzülüyor bu denli boşverilmesine…

Bu listeye daha neler neler katılır, kim bilir. Sonuçta çok farklı görüşler var. Aklıma gelen farklardan bazılarıydı bunlar. Bir sonraki bölümde Tokyo’yu niye sevdiğimi ve yeri geldi mi Tokyo’dan neden nefret ettiğimi yazmaya çalışacağım.

 Bölüm 3 – Tokyo: Kendine Sövdüren!

5 comments on “Bölüm 2 – Tokyo’yu Farklı Kılan Ne?

  1. infestorvx
    August 27, 2012

    cok kral bir yazi olmus valla.

    Like

  2. Mustafa KAVAS
    February 15, 2012

    10 nomero oluyor 10

    Like

  3. Pingback: Bölüm 3 – Tokyo: Kendine Sövdüren! « …S.a.S…

  4. Pingback: Bölüm 1 – Tokyo’yu “Tokyo” Yapan Ne? « …S.a.S…

Yorumlarınız için...!

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s

Gelişmeler emailinize gelsin!

Bana Ulaşmak İçin

semihsunkar(at)gmail...
Hemen hemen 7/24!

ZİYARETÇİLER

  • 430,007 kere geldiler...!

İçindekiler

%d bloggers like this: