Tag Archives: tren

JR Japan Rail Pass


Bu sefer, Japonya Gezi Rehberi‘ne katkı yapmak, bilgi dağarcığımızı genişletmek ve ulaşımın çok pahalı olduğu Japonya’da daha ucuza bir Japonya gezisi önerebilmek için bu kez Ekşi Sözlük’ten “” konuk yazarımız… Yazısını kendi izniyle (çok ufak eklemeler ile) burada paylaşırken, sizin adınıza teşekkürlerimi de sunuyorum.

jr-pass

JR Japan Rail Pass, Japonya’yı bir baştan bir başa gezmek için Japan Railways (JR) şirketinin çıkarttığı oldukça ideal bir bilet sistemi. Sadece Japonya dışında satılması ve kısa süreli, geçici ziyaretçi (temporary visitor) vizesine sahip olanlarca kullanılabilmesi nedeniyle Japonlara “Bizim elin gaijin‘lerinden neyimiz eksik dedirtir”.

Japan Railways, demir ağlarla Japonya’yı dört baştan ören şirketin adıdır. Bu şirketle gidemeyeceğiniz yer neredeyse yoktur. JR Pass, Japan Railways’in işlettiği tüm hatlardaki trenleri (Nozomi (Umut) hariç) sınırsız kullanma imkanı sağlar. Japonların meşhur hızlı trenleri şinkanseni de JR işletir.

JR Pass’ın en önemli güzelliği ise şüphesiz şinkansen’in Hikari (Işık) ve Kodama (Yankı) trenlerine binme imkanı sağlamasıdır. Şinkansen Nozomi trenlerine JR Pass ile binemezsiniz. Temelde hepsi aynı trenler olmakla birlikte Kodama yol üstündeki tüm duraklarda durur. Hikari bazılarını pas geçer; belli başlı istasyonlarda durur. Nozomi ise ekspres gibi düşünülebilir.

Shinkansen_map

Tokyo – Osaka arasını (yaklaşık 550 km) Nozomi ile 2.5, Hikari ile 3, Kodama ile 4 saatte alırsınız. Bu arada Nozomi’nin gittigi her yere Hikari ya da Kodama ile de gidilebilir. (Nozomi hattın değil trenin adıdır.)

Yani JR Pass’la Nozomi’ye binilemediği icin her hangi bir yere gidememe gibi bir durum olmaz.

JR Pass, havaalanından Osaka ve Tokyo şehir merkezlerine gitmek -veya dönüşte tam tersi- için kullanılabilir.

JR’ın işlettiği otobüs seferlerine de binilebilir. Ayrica, seferleri JR işlettiği için, Miyajima Adası‘na giden feribota da  bununla binebilirsiniz. Bunun için şinkansenle Hiroşima’ya gelinir. Hiroşima İstasyonu’ndan Miyajimaguchi’ye gidilir.

JR’ın şehir içlerinde de pek çok hattı olduğu için, JR Pass şehiriçi ulaşımı da (Osaka, Tokyo ve Yokohama’da) çok büyük ölçüde karşılar.

Seyahat edeceklere büyük esneklik sağlar. Sınırsız olduğu için istediğiniz gibi inip-binebilir treni kaçırabilir, istediğiniz şehre istediğiniz gün ve saatte gidebilir, yolculuğu erteleyebilir veya çok beğendiğiniz bir şehirde kalış sürenizi uzatabilirsiniz vs.

JR seferlerinin zaman çizelgesi, süre ve fiyat bilgileri hakkında tum bilgileri bu siteden ogrenebilirsiniz.

Bu bilet İstanbul’daki H.I.S Tur’un satış bürosundan temin edilebilir.

1 Nisan 2014 itibariyle fiyatlar:

Birinci Sınıf Vagon
Normal Vagon
Süre Yetişkin 6-11 yaş Yetişkin 6-11 yaş
7 Gün 38,880 JPY 19,440 JPY 29,110 JPY 14,550 JPY
14 Gün 62,950 JPY 31,470 JPY 46,390 JPY 23,190 JPY
21 Gün 81,870 JPY 40,930 JPY 59,350 JPY 29,670 JPY

Japonya Gezi Rehberi – 2013 Sürümü


Güncellemeye dair…

Uzun bir süredir blogda güncelleme çalışmaları yapmayı düşünüyordum. Bazı yazıların ilk yazım ve yayım tarihi fi tarihine kadar gidiyor. Haliyle hem bilgiler, hem içerik eskiyip gidiyor, hem de yanlış yönlendirmeye neden oluyor. Bir de o zaman öyle dağınık, öyle yalapşap yazmışım ki, utancımdan yerin dibine girdim şu güncelleme sırasında.

Bu nedenle ilk güncellemeyi Japonya Gezi Rehberi’nde bulacaksınız. Eski bilgileri tümüyle kaldırıp atmıyorum elbette. Ancak, değişim olan bilgiler de epey fazlaca. Umarım işinize yarar ve umarım güncellemeler uzunca bir süre tazeliğini korur.

Keyifli gezmeler, anı dolu günler…

Japonya Gezi Rehberi

Japonya Gezi Rehberi, aylardır Türkçe’si ne zaman çıkacak diye etrafıma sorduğum soruşturduğum rehberdi… Pek çıkacağına kanaat getirmediğimden “bu rehberi en iyisi ben yazayım” dedim. İşte herkes için Japonya Gezi Rehberi… Aynı girizgah hala geçerli.

Japonya’ya Giriş ve ilk bilgiler

  1. Ülke rehberi yazılsaydı şayet, işe en önemli şehirden başlamak icap ederdi… Bu durumda Japonya için ilk durak Tokyo… Tokyo hakkında yazmaya kalınacak yerden başlamak uygun düşer… Kendi rehberinde de değindik ve yinelemek olacaksa da tekrarın zararı yok.
  2. Kalınacak yer konusunda kişisel olarak şehrin merkezinde yer alan İmparatorluk Sarayı ve çevresinden öte, JR Yamanote Hattı’nın Batısında kalan çeyreğinin (Shinjuku ve Shinagawa – Kamata İstasyonları arasının) ulaşım ve konaklama için uygun olduğunu söylemek mümkün. Ulaşım ve konaklama alternatiflerinin daha çok olması nedeniyle daha makul fiyatlar, daha rahat gezme tozma olası. Yine de JR Yamanote Hattı üzerinde her yer vızır vızır, her yerde 7/24 hayat devam etmekte… Haliyle bu hat uzerinde her yerde kalinabilir… Kendinizi şartlamanıza gerek yok.
  3. Şinjuku şehrin 6 merkezinden biri hatta en büyüğüdür… Hemen her yere gidilebilir, her yer yakındır, ucuzdur, janjanlıdır, afillidir, ottur boktur bir ton şey vardır… Otel olarak yer ismi vermiyorum, günlük değişken fiyatlar söz konusu… Hem herkesin elinin altında net var sonuçta. Arayınca bulunuyor. Ama fikir vermesi açısından yazalım; Tokyo`da gecelik (kapsül oteller) 3500 yenden başlar… Bundan düşük fiyat varsa işkillenebilirsiniz. Otel ararken arada kazara “love hotel“ bulup “Fıstık gibi fiyata otel buldum!“ diye sevinme etme, bu otellerin kullanım amacı farklıdır. :)
  4. Genel bir kural olarak Japonya’da şehrin adıyla anılan JR istasyonlari o şehrin en önemli istasyonudur. O çevrede her bir halt vardır ve genelde % 10-20 daha pahalıdır… Bu durum gidilen yerler nüfus olarark küçüldükçe ortadan kalkar ve kritik bir önem taşır.
  5. Her mevsim güzel dense de kışın Tohoku (kuzey doğu bölgesi), yazın (Hokkaido hariç) hemen tüm Japonya çekilmez bir yer halini alır. Adalar ulkesi olan Japonya nemden kışın daha bir soğuk, yazında da olduğundan daha bir sıcak olur… Gelecek olduğunuz tarih bu sebepten önemli… Haziran ortasından temmuz ortasına dek yağmur sezonu… Kapalı hava, ara ara deli yağmur, ağustos boyu nemli deli sıcak, ağustos sonu eylül başı da tayfun sezonudur… En gelinmeli aylar ekim – kasım, nisan – mayıs…
  6. Japonya‘da konaklama, kelle başı 3000 yenden başlar. Zaten 3000 yenin altındaysa ya tuvalet yoktur, ya duş. Konaklama seçenekleri içinde Japon işi pansiyon / oteller (ryokan) varsa ve fiyatı uygunsa (biraz daha pahalıdır ama en azından, en gelenekselinden ev yapımı Japon yemekleri (sabah kahvaltısı ve/veya akşam yemeği fiyata dahildir.) hiç değilse bir gecelik de olsa kalınmasını hararetle öneririm. Hele buralarda bir de kaplıca (onsen) varsa ve çekinmeden, utanmadan giderseniz hayatınızın sayılı tecrübelerinden birini de yaşayabilirsiniz…  Bazı kaplıca otelleri ufak aile işletmeleri olup oldukça temiz ve güvenlidirler… Aynı zamanda yazlari bazi tapınaklarda yarım günlük iş karşılığı bedava kalınabilir. Hatta yemek dahil olanlar da var, ama akşam erkenden dönmek gerekir falan filan…
  7. Tahmini günlük harcama ne kadar tutar? Sırt çantasıyla gezmeye alışmış, günde 2 öğünle idare edebilecek biri için ne yiyebildiğinle doğru orantılı… Eğer ben her gün egzotik yerim dersen günde 2500 yen yemeğe, 3500 yen yatmaya, 2000 yen de ulaşıma verebilirsin ki, bu seni bir züğürt turist olarak perişan eder…
  8. Japonya dünyanın açık ara eeeeeeeeeen güvenli, en temiz ülkesi… İstisnasiz her yeri… Hele yabancılar için daha da güvenli…!
  9. Japonya en pahalı ulaşım sistemine sahip ülke… Bu bir acı gerçek. Şehir içinde JR veya metro mesafeye göre değişen ücretlerle taşımacılık yapar ve en kısa mesafe 120 yenden başlar. Metro 300 yene kadar çıkar, çünkü en uzun mesafedeki metro istasyonu aslında hala yakında bir yerdedir. Buralardan daha ötedeki yerlere gidilecekse, başka bir hatta (banliyö) geçmek gerekir ki, her tren şirketi ayrı olduğundan iki hat arası geçiş yapıldığında iki şirkete de parayı basmak gerekir. Ücrette de en çok bu hava parası koyuyor zaten… Şehirlerarası ulaşım ayrı bir felaket…! Yani Tokyo – Osaka arasi 500 km, gün içinde (sabah 5 aksam 9 arası) her 10 dakikada 1 hızlı tren mevcut (şinkansen) Ama fiyatları Türkiye`ye kıyasla uçuk.. Tokyo – Kyoto tek gidiş 13000 yen tutar, rezervasyonsuz 2. sınıfta… Eğer ben yavaş trenle gece giderim dersen 6000 yen tek yön, otobüs de 5000 yen tek yön… Bilet bulabilene, almayı bilene… Uçak kullanma zaten…
  10. Buradaki tren sistemini anlamak Japonca bilmediginiz varsayııyla ilk anda işkence olacaktır. Önceden uyaralım. Tokyo resmen tren ağlarıyla örülü, insan kalabalığı olan aklı başında ama deli bir şehir… Ve bu sehrin aortu JR Yamanote hattı. Yamanote Hattı büyükçe bir çember, yoğun zamanlarında her 3 dakikada bir tren istasyona varmakta. Japonya`nın belki de açık ara en önemli şehir içi hattı. Bu hat bir sebepten durduğunda diğer hatlar da durabiliyor. JR hatları dışında, büyükşehir belediiyesinin işlettiği 13 metro hattı ve özel şirketlerin işlettiği diğer banliyö tren hatları ile Tokyo tren ağları tamamlanıyor… Özellikle havaalanından çıktıktan sonra şehir merkezine gelişin icin bir çok alternatifin arasında en ucuzunu seçeceksinizdir tahminen. Bu seçimi yapana dek azıcık acı çekme riskiniz var… Burada armut piş ağzıma düş yapmıyoruz. Arayın bulun ucuz yolu, sonraki günler için alıştırma da yapmış olursunuz… (Gıcık rehber).
  11. Burada hayat kurtaran turist aparatı Japan Rail Free Pass. Bunun sahibi bir turist bilet süresi boyunca özgür kızdan özgür, seyyahtan seyyah olur. Edininiz. Bundan başka bir bilet daha var, ki bu artık Japonya’nın kurdu olmuş gezginlere yönelik. Adı 18 (jyuu hachi) kippu. Bu çok binişli bir tren bileti, yaklaşık 12000 yene 5 gün boyunca (veya 1 günde 5 kişiye kadar) normal JR trenlerine (şehir içi – şehirler arası trenlere) biniş hakkı veren bir bilet. İlk kullanımdan sonra 10 gun içinde kullanılmalı sanırım. Tarih damgasının atıldığı gün boyu geçerlidir. 00:01 – 23:59 arasında sınırsız kullanım hakkı verir. Bir kişi 5 gün boyunca istediği yerden biner, istediği yerde iner. Eğer şehir içinde değil de kırsalda, ülkenin derinliklerinde gezmekten hoşlanan biriyseniz asıl Japonya`yı bu biletle tanımaya başlarsınız. Hem de süper ucuza gelir…
  12. Japon yemekleri çok değişik ve lezzetli ama önyargısı olmayana… „Ben çiğ balık yemem, domuz zaten yemem, soya sosu sevmem!“ dendiğinde az biraz sıkıntı olabilir. Ama Mcdonald’s her yerde :) Japon yemekleri „Japonya dışında yapılan Japon yemeklerine nazaran“ gerçekten çok lezzetli. Hasbelkader bir yerde denediğiniz Japon yemeğini kendinize kerteriz noktası olarak koymayın. İnanın büyük hata edersiniz. Japonya’da takdim edilen yemekler içinde seçenek ve lezzet çok çeşitli. Teişoku (set menü) mantığıyla hizmet veren restoranlarda bile iyi bir yemek yenilebilir. Sıradan bir öğlen yemeği salata, çorba, ana yemek ve ufak tatlımsı bir şey ve soğuk/sıcak çayla her zaman 1000 yen altında ve Mc Donalds’tan kat ve kat iyidir. Benzer bir akşam yemeği de en fazla 1500 yen civarında tutar… Bu fiyatlar, çok uçmadıktan sonra Tokyo’da da, Hokkaido`da da, Osaka’da da hemen hemen aynıdır. Bu ülkenin en guzel yanı da aynı kalitede hizmet için fiyatların aynı oluşu. Turiste ayrı, yerlisine ayrı fiyat dayatılmayışı …
  13. Japonlar için cana yakın insanlardır imajı vardır. Eh öyledirler ama kendi aralarında veya kendileriyle rahat iletişim kurabilenler ile… Yabancılara karşı çok da yakın davranmazlar. Her şeyden evvel, çekinirler, utanırlar… Şaşırmaya gerek yok… Ne kadar şaşırma desem de boş. Gelince 10000 şeye ayrı ayrı şaşıracaksınız zaten…
  14. Gelmeden „Bir Geyşa‘nın Anıları“nı okuyup, Kitano’nun „The Dolls“unu seyrederseniz başka bir ülkeye mi geldik diye düşünebilirsiniz… Okuyup, izleyip de gelmenizi hararetle tavsiye ederim ama açıkçası o Japonya biraz gizlidir, ortaya kolay kolay çıkmaz… Sabırlı olmayı, aramaya inanmayı gerektirir.
  15. Gelelim dile… Japonca zordur, ama azıcık gayretle bir şeyler olur…Aç ve susuz kalmamanız için once şu 4 cümleyi bir belleyin. Japonca da yazıldığı gibi okunur, ciddiyim. J
  • Konniçiwa
    • Merhaba
  • Ohayou Gozaimasu
    • Günaydın
  • Arigatou Gozaimasu
    • Teşekkür ederim
  • Sumimasen
    • Özür dilerim, pardon

Bunları söyledikten sonra aşağıdan uygun cümleyi seçerek, „Survival in Japan“ oyunumuza başlayabiliriz.

  • Eigo (w)o hanasemaska?
  • İngilizce konuşabiliyor musunuz?
  • Nihongo (w)o wakarimasen.
  • Japonca bilmiyorum.
  • ….kara … made dou ikemaska?
  • …dan …ya nasıl gidebilirim?
  • İçiban çikai eki va dokodeska?
  • En yakın istasyon neresi acep?
  • Kore va ikuradesuka?
  • Bu kaç para oluyokine?
  • Eigono menu ga arimaska?
  • İngilizce menü var mı?
  • Kyo no osusume va nandeska?
  • Günün önerisi/spesiyali nedir?
    • Okuyamadık, anlamadık, seçemedik, sen yap ustam ortaya bi güzellik… donat masayı minvalinde…
  • Omizu kudasai
  • Su lütfen!
  • Aisu (veya hotto) koohi hitotsu…
  • Soğuk (veya sıcak) 1 kahve… (aisu=soğuk, hotto=sıcak).
  • Kaikei kudasai.
  • Hesap lütfen.
    • Bu genelde yok, adisyon alınır, çıkışta kasaya hesap ödenir, hesap isteme adeti yok pek, dolayısıyla bahşiş de yok. Hesap bırakmayın “aynen aa unuttu pek sevgili hatırşinaz müşterimiz, hemen geri götürüp iade edeyim der koştururlar arkanızdan. Koşturtmayın, yormayın garipleri.

Daha ayrıntılı bilgi için buraya gözat.

 Japonya’da Gezmece Tozmaca

Başlamadan önce kendine sor ey yolcu:

  • Merakların neler? Müze mi, tarih mi, doğa mi, gece dışarıda takılmak mı… vs, vs?
  • Ne zaman ve kaç günlüğüne gelecek ve ne kadarlık bir bütçeyle Japonya’da kalacaksın?
  • Daha önce tek başına İngilizce konuşamayanların çoğunlukta (98 %) olduğu ve Latin Alfabesi kullanmayan bir ülkeye gittik mi?

Gelmeden önce kafanızda bu soruların cevaplarını bir sıralayın ve hazırlığınızı bu cevaplara göre yapın. Hazırlığınızın yerinde olduğu (para, zaman ve ön araştırma) varsayımıyla gezme tozma bölümüne geçiyorum.

 Tek tek üstüne destanlar yazdığım rehberlere ek bir de Tokyo için gezi notları sıralıyorum buraya.

Tokyo

Tokyo’da 4-5 gün geçirecek biri için nereleri tavsiye edersin?

Şimdi bu çok zor bir soru… Ne aradiığını sordum ya, bu soruya verdiğin cevabı bilmeden „Ne tavsiye edersin?“ sorusuna cevap vermek çok zor… Müzelerin, elektroniğin, alışverişin, gece hayatının a‘lası Tokyo`da… Ama ben Tokyo’da 4 – 5 gün kalmayı önermem. Başka yere gidecek durumunuz yoksa ve mecburen 4 – 5 gün kalacaksanız ve yürümeyi, fotoğraf çekmeyi seviyosanız :

  1. 1 gün alışveriş mekanlarına (Ginza, Aoyama – Omotesando – Harajuku, Akihabara),
  2. 1 gün JR Yananote Hattı’nın batısına (Tokyo’nun yeni yerlerine Şinjuku‘dan Şinagawa‘ya),
  3. 1 gün Tokyo’nun merkezi ve kuzeyine (Imparatorluk Sarayı, Sumidagawa, Ueno – Asakusa ve Tokyo Sky Tree),
  4. 1 gün Tokyo’nun merkezi ve batısına (İkebukuro, Yotsuya, İidabaşi, 2. Dünya Savaşı’ndan az hasarla yırtmış  semtler Nezu ve Yuşima taraflarına),
  5. 1 gün doğusu veya güneyine (Deniz kenarındaki Odaiba, Şiodome ve komşu kent Yokohama‘ya) gidebilirsiniz…

Tokyo içinde olup da özel ilgi ve değerlendirme gerektiren yerlere de değinmek gerekli sanırım.

Şinjuku ve Şinjuku Gyoen Parkı: Şinjuku daha önce üstün körü değindiğim üzere janjanli afilli mafilli… Şinjuku Gyoen Parkı da fena değil ama daha güzel bir park bence şehrin diger yakasında… Ginza ile Hamamatsuço arasında… Hamarikyu Bahçesi… Bir ufak park. Deniz ve kanallarla çevrilmiş, dibinde dev gibi binalar… Ama tam bir saklı bahçe görülmeye değer… Aslında vakti zamanında shogunlar ördek avlasın diye doğala özdeş bir biçimde yapılmış, 300 yıllık çam agaçları falan harika…

İmparatorluk Sarayı ve Bahçeleri: Hakiki İmparatorluk Sarayı‘na giriş yılın belirli bir dönemi hariç yasak, ama park-bahçe ve meydan yapısı olarak güzel… Kanalları, kuşları, ördekleri, ağaçları ve saray çevresinde dört dönen, koşan, spor yapan, bisiklete binen insanlarıyla park görünümlü canlı bir yaşam alanı haliyle güzel bi yer… Hemen dibinde Japonya’nın en büyük şirketlerinin genel merkezleri, bakanlıklar, meclis, elçilikler ve daha nicesi.. Buranın Japonya‘nın kalbi olduğunu hissettiren şehir silüeti. Bir bakıma eski Sultanahmet – Bab-ı A’li gibi…

Asakusa – Ueno ve Tokyo Sky Tree: Asakusa – Sensoji aynı yerde olan Tokyo’nun en önemli 3 tapınağından biri… Diğerleri Meiji Jingu ve Zozoji… Bence Meiji ve Zozoji daha güzel ama Sensoji daha ünlü.. Bir de ek olarak Kudanşita‘da Yasukuni Tapınağı var ki, kamikaze‘ler için. Savaşta ülkeleri için ölen Japonlara adanmış, aslında ölenler ve defnedilenler arasında savaş suçluları, bir çok milyon Çin’li, Kore‘li ve diğer halklardan insanları kesmiş adamlar var… İlginç bi yer. Gayet militarist, gayet faşist…

Neyse konumuz tapınaklar değil Ueno tarafı. Bu bölgede Ameyoko adında bir açık pazar var. Her ne hikmetse bütün yabancı gezi rehberlerinde övgü üstüne övgü, methiye üstüne methiye almış. Açık yüreklilikle söylüyorum bir bok yok. Hatta resmen Ankara’daki eski Maltepe Pazarı‘nın aynısı, sokaklarda kıyafet, yiyecek, incik boncuk, yığınla hışır nevale, ne ararsan var. İtiraf edelim bir Türk icin hiç yeni bir manzara değil. Çekici olmadığı da kesin, ama hediyelik zerzevat için iyi bir alternatif olabilir. Bence, buradaki dandik zımbırtılara bakmak yerine, buranın hemen dibindeki Ueno Parkı ve içindeki Tokyo Ulusal Müzesi‘ni görmek daha iyice, yok ya ne iyisi, kesinlikle çok daha yerinde! Hatta hararetle tavsiye ederim… Yaz günü serin serin, klimalı klimalı, oh mis! Rahat edersin…

Bir de son imam eklememiz Tokyo Sky Tree var bu yakada. 800 metreyi aşan yüksekliği ile mühendislik harikası orasına bir şey diyemem. Ama o fiyata çıkmam doğrusu. Havanın açık olduğu bir günde, nemin en düşük düzey olduğu kış aylarının sabah saatlerinde güzel bir Kanto görüntüsü vereceğine şüphem yok. Yok da bu tür bir günü yakalamak da yılda 30 – 40 gün. Tamamen bahtınız açık olsun diyorum Hüsna Yengecim, Hayrullah abicim.

Tsukiji Balık Hali: Tsukiji dünyanın en büyük balık hali… Atraksiyon inanılmaz ama en inanılmazi balıkların ya canlı gemilerden hemen oracıkta indirilip önünüze getirilmesi ya da şoklayarak dondurulmuş bir biçimde (misal Portekiz‘den 1 hafta önce tutulup) ulaştırılması… Burada bulunandan daha taze balığı ancak kendin tutarsan yersin… Çok hareketli bir yer, mezat olur Pazar hariç her sabah 5-6 arası, ama çok ayakbağı olan tırt turist kalabalığından illallah demiş işin erbabı. İyisi mi vakitlice gidip, usul usul uzaktan uzağa izleyin olan biteni. Buraya sabah varıp anlamayacağınız mezatı izlemek yerine, hal çevresinde daha guzel şeyler yapabilirsiniz. Mesela, halin yanıbaşındaki ufak işletmelerde 1 saat kuyrukta bekler en taze balıktan mamul, en hakiki suşileri, saşimileri tadabilirsiniz… O bakımdan önemli, ama sabah 5`te orada olamam derseniz o da gayet normal… Bir suşi için değmez bu kadar eziyete, şehrin kalanına dağınık suşiciler de sonuçta sabah 6`da buradan alıp, açıyorlar dükkanlarını… Sabahki balık o gün içinde servis ediliyor en nihayetinde, elbette fark vardır ama, acemiye sorsan degişmez tadı…

Harajuku, Omotesando ve Aoyama: Harajuku ve Aoyama ayrı dünyalar… Harajuku’daki liselileri ve tiplerini görmek, absürd kılıklarına alışmaya çalışmak, hatta ne olur fotoğrafımı çek bakışlarıyla yanıp tutuşan karakterlerle (5 – 6 sene önce yamambalar demiştim, bak güncellemeye) tanışmak inanılmaz deneyim… Tuhaf bir ruh hali var buraların. Alışveriş ve gösteriş histerisine kapılmış sayısız ergen. Gün içinde hareketli, capcanlı yerler… Hava kararınca akşam 8’de in-cin top atan Takeşita Sokağı ve sokağın yaş ortalaması 14 olan sakinleri.

Burayla taban tabana zıt, hemen 500 metre ötede Omotesando ve Aoyama da muhakkak görülmeli. Harajuku ile coğrafi – fiziksel hiç bir sınır olmamasına rağmen, bu kadar kısa mesafede kesin çizgilerle ayrılmış bir başka moda akımı görmek dudak uçuklatıcı. Kısaca buralara gelmek lazım azizim… Lafla peynir gemisi yürümüyor…

Tüm bu karmaşa içinde „Benim ne işim var burda“ çığlığı atanlar da olabilir. Kendilerine en yakın kaçış noktası olarak Yoyogi Parkı ve Meiji Jingu Tapınağı’nı öneriyorum. JR Harajuku istasyonun hemen arkası zaten.

Akihabara, Ginza, Korakuen, Roppongi: Akihabara, ya da daha bilinen adıyla Electric Town… Bundan 5 yıl öncesine kadar büyükçe bir alanda tamamen elektronikle ilgili neşriyatın satıldığı, bir de üzerine akıl almaz bir kalabalığın toplaştığı bir semtti. En ucuz ve en geniş kapsamlı elektronik eşyalar burada bulunurdu… Uygun fiyatla kuru pil de, plazma tv de alınırdı… Şimdi ise anime karakterlerinden başka aman da aman bir şeyin olmadığı, irili ufaklı sayısız maid cafeler ve buraların acınacak durumdaki müşterileri dışında bir haltı kalmamış bir kayıp dünya. Cazibesi kalmadı…

Burası için geçerli olan geriye gitme, asıl kişiliğinden uzaklaşma Ginza‘da daha beter göz önünde… Eskiden İsetan, Matsuzakaya, Takaşimaya, Gucci, DKNY vb. sıralanmışken, şimdilerde Uniqlo ve H&M buranın ağa babası. Bir zamanlar burası Tokyo’nun Paris‘e inat önceleri uyduruktan yarattığı, sonraları hakikisini geçen Champs Ellysee’si idi… Şimdi bu Şanzelize (böyle yazınca da oluyor sana pavyon) Omotesando’ya taşınmış durumda. Ama yine de gece şehri kapladığında, buradaki eğlence kültürü apayrı dünyalar yaratıyor. Çoklukla Japonlara, bol bol da parası olanlara.

Son olarak da şehrin savaş sıraında daha az zarar görmüş kesimlerine değinelim. Korakuen, Nezu ve yöresi Ueno Parkı’nın diğer yakası aslında. Eski Tokyo mahalleleleri… O civarlar (Nezu, Nippori, İidabaşi, Korakuen falan) 2. Dünya Savaşı`nda pek fazla zarar görmeden, göreceli olarak kurtulmuş bir bölge. Tapınaklar, bahçeler, parklar ve evler (tabi yıkılıp bina olmadıysa) her şey eski ile daha uyumlu… Bir de yenilik isteyenlere Tokyo Dome önerimiz var Suidobaşi’de… Yer kullanımında son nokta olduğundan mimariye ilgi duyanlara önerilebilir.

Tüm bu yerler sakin gündüz gezmelerinden ibaretti. Biraz da hava karardıktan sonra olabileceklere bakalım. Yani clubları unuttum sanmayalım…

Bence en iyi club Şibuya’daki „Womb“ olsa da, bütün yabancılar Roppongi‘ye takılır. Çünkü bok var! Roppongi, Hub, Motown, Lexington Queen, Cafe Latino, GasPanic gibi deli kalabalık ve farkli alt kültürleri barındıran yapmacık bir eğlence mahallesi, ama Japon görmek daha zor bu civarda… Hemen dibinde Tokyo Tower var, Roppongi Hills var, Midtown var… Hani turistik takılayım, alışveriş yapayım diyenlere alternatif de yok değil…

Ya hep Tokyo mu?

Elbette değil, bunun için ayrı ayrı rehberler aşağıda sıralı.

Bu rehbere Tokyo’yu bu kadar eklememdeki sebep Tokyo’nun bir gezi rehberine sahip olmayışı. Tokyo adına en fazla yukarıdaki gezi notlarını ekleyebilrdim. Açıkçası Tokyo’ya dair notlar bir rehber olmaktan uzak.

Diğerleri dolu dolu rehberler. Okinawa – Nagasaki biraz zayıf o kadar.

Umarım güncelleme sonrası yeni yapısıyla Japonya Gezi Rehberi daha çok işe yarar…

Bol anılı, dolu dolu gezmeler, tozmalar!

Hokkaido Gezi Rehberi – Bölüm 3


İlk iki bölümde genel hatlarıyla Hokkaido ve Sapporo‘yu eşelemiştik. Sapporo şehir merkezi ve yakın çevresini gördükten sonra mevsimine göre Furano’da lavanta tarlalarına, fahiş fiyatlı oteller cenneti Niseko’da kayak olayına girebilirsiniz. Hatta noel arefesinde oteller, ren geyikli kızak bile hazırlamaktalar… Öyle de bir atmosfer arayan vardır… Ama bizim zügürt turist tercihlerimize uymadığından pas geçiyoruz.

Niseko, Furano yerine tercihinizi geze geze Hakodate’ye gitmekten yana kullanmanız da mümkün… Ancak bu yolculuğu tren yerine araba ile yapmanız daha da keyif almanızı sağlayabilir… Nedenini Toya Gölü’nü gördüğünüzde anlarsınız. Araç kiralayabilirseniz, araç size yalnızca bu gün gerekli olacağından, abartıp Hokkaido’daki tüm günleriniz içim kiralamayın. Paranız cebinizde kalsın… O parayla Sapporo’da Sapporo ramen (et suyuna), kuzu ızgara (jingisukan) veya somon antrikot (sake harasu) yersiniz. Hakodate’nin dandik ramenine (mürekkep balığı suyuna) kanmayın. Hakodate’de deniz ürünleri yemek veya Lucky Pierrotda yerel lezzetlerin harmanlandığı hamburgerlerden tatmak daha iyi seçenekler…

Toya Gölü’ne gitmesek olmaz mı?

Olur tabii… Toya Gölü’ne gitmeseniz de olur. Meraklarınız arasında cennet ve cehennemi aynı yerde görmek gibi bir seçenek yoksa gitmeseniz de olur… Toya Gölü’nde görecekleriniz hepi topu sürekli gaz-buhar çıkışı olan aktif bir yanardağ ile bu yanardağın kraterinde oluşmuş bir göl. Toya Gölü, belki kuzeydeki Akan Gölü kadar berrak olmayabilir ama Japonya içinde sıralamada ilk 3 içinde, müthiş berraklıkta ve mavilikte… Gölde atraksiyon fazla değil, mevsimine göre göl ortasındaki adaya gitmeniz, tekneyle gezinmeniz mümkün… Ayrıca, gölün güney yakasında kalan yanardağın zirvesine ulaşmanız için bir teleferik hattı da var. Yukarıdan gölü ve hemen güneydeki okyanusu görebilirsiniz. Olay gölü ve yanardağı görmekten ibaret olduğundan, 2-3 saatte biter. Araçla gelinmesindeki sebep, göle en yakın istasyonun bile en nihayetinde uzak olması, Hokkaido’nun coğrafi olarak birbirinden kopuk, yalıtılmış kentlerini görmek. Yolda gelecek McDonalds 100 km ötede yazısını görüp afallamak… Kalabalık ve dip dibe Honshu’da olmayanı tatmak. Toya Gölü’nde kalmayacağınız ve öğle yemeği sonrası Hakodate’ye doğru devam edeceğinizi varsayarak sıradaki durak Hakodate’ye geçiyorum…

Çirkin ördek yavrusu Hakodate

Hakodate, Hokkaido adasının güneydoğu ucunda bir kıstak üzerine kurulu, eskiden beri denizcilik ile var olmuş bir kent. Tarihi gerçekten ilginç. Hokkaido, ya da eski adıyla Ezo Ülkesi’nin başkentliğini bile yapmış bir dönem. Sonra zamanında Tokyo’daki merkezi otoriteye baş kaldıranlara, çok eskilerde değil daha 120-130 sene öncesi, “yataklık” yapmış biraz kendine özgü bir yer. Yabancılara açılan ilk limanlardan olması, denizcilerin uğrak noktası olması, Japon – Rus Savaşı öncesi ve sonrasında bir idari üs, savunmanın ön hattında yer alması şehrin şu anki yapısına etki etmiş.

Şehir alan olarak küçük. Hemen hemen tamamı bir kıstak üzerinde bir yerleşim. (Şu kıstak kelimesini de ilkokuldan beri bir türlü kullanmak nasip olmamıştı, bugüne kısmetmiş meğer…) Şehrin iki yanı deniz, bir yanı dağ. Dağ derken yarımadanın sonunda ufak bir dağcık, Hakodateyama. Eski şehir (Motomachi) de bu coğrafyayayla sınırlanmış. Şekil itibari ile her hangi başka bir yere benzemiyor. Liman boyunca yavaş yavaş Hakodateyama yönünde yürüdüğünüzde ve hafiften dağa doğru çıkış yoluna girip, ufak yokuşları arşınladığıınızda eski şehir size kendini gösteriyor. Hele şehrin eski yapılarıyla karşılaştığınızda Hakodate’nin farkını daha iyi anlıyorsunuz. Özellikle öğleden sonra yürümeye başlayıp, ufak adımlarla akşam üzeri Hakodateyama’ya çıkmak üzere teleferiğe varır ve şehri teleferikle çıktığınız tepeden seyrederseniz, akşam kararan gökyüzüyle, teker teker yannaya başlayan ışıkların köşe kapmacasını seyredebilirsiniz. Tepede fiyatları gayet makul olan bir restoran da hizmet veriyor, rezervasyona gerek de yok üstelik. Ancak akşam üstü yer açılması için biraz beklemek gerekebiliyor.

Şehir bu kadarla sınırlı değil elbette. Motomachi’de yer alan yabancılar adına yapılmış, geçmişin hizmet yapıları, kiliseler, diplomatik misyonlar vb. şehrin bugün Japonya içinde bam başka bir atmosferi olmasını sağlamış.

Şehrin Batı mimarisinden etkilenişi ve paylanışı yalnızca Motomachi’de değil, kentin diğer kısımlarında da aşikar. Liman boyu bulunan eski antrepolar, şehrin göbeğindeki beşgen yıldız biçimli kale ve şerin en ucunda yer alan manastır ile buraya epey yakın Onuma yarı milli parkı… Hepsi için bir buçuk gün yeterli… Özellikle Goryokaku’yu veya manastırı, Motomachi ile beraber aynı gün ziyaret edecekseniz tramvay ve otobüslerde kullanılan günlük bilet çok işinizi görecektir.

Nerede kalalım, ne yiyelim, ne içelim?

Sapporo olsun, Hakodate olsun, kent merkezinde kalınacak otel, yemek yenilecek restoran vb. hizmet sektörü -turizmin gözü çıksın, hakkını verelim- ne ilişkin en ufak bir sıkıntınız olmaz… Süper lüks otellerden, yurt tarzı hostellere hemen her bütçeye uygun seçenek var. Yalnız Kar Festivali ve yaz ayları süresince erkenden rezervasyon şart. Gittiğimizde nasılsa buluruz demeyin.

Aslında daha yazılmayı hak eden  bir çok nokta var ancak bu seferlik bu kadar. Zamanı geldikçe ekleme yapmak, güncellemek üzere…

Hokkaido Gezi Rehberi – Bölüm 2


İlk bölüm‘de bahsi geçen Hokkaido’yu anladık, ama hem para hem de zamandan dertliyiz; Sapporo’dan rahat gidilebilecek yakın yerler bize yeter diyenlere geliyor bu kısım…

Sizin gibi zaman ve bütçe sıkıntısı çekenlere önerim 3 gece 4 gün Sapporo ve Hakodate gezisi… Chitose’ye uçakla varıp ya da Hakodate’den geri dönüş yapacak şekilde bir plan yapmanız, iki kent arasında da araç kiralayabilirseniz, Japonya’da ehiyet almak gibi bir tecrübeniz varsa, en keyiflisi bu… Yok biz trensiz yapanayızcılardansanız, paraya kıyıp JR ile gitmeniz… Gece otobüsü de var, ucuz ve konaklama maliyetinden de yırtabileceğiniz bir alternatif… Ama açıkçası üç buçuk saatlik bir yere de 6 saatte gitmek çok gereksiz, yorucu ve zahmetli… Tekrarlıyorum, azıcık da paraya kıyın yahu..

Şimdi nasıl bir planla gezelim… Dolu dolu geçsin günlerimiz derseniz, önerim (Tokyo’dan çıktığınız varsayımıyla) Shin-Chitose havalimanına mümkün olduğunca erken varıp, hemen alandan Sapporo – Otaru yönüne giden JR ekspresine atlamanız… Sapporo istasyonuna kadar hemen hemen 1 saat, Otaru’ya kadar da 2 saat kadar bir sürede varabilirsiniz. Eşyanız az ise trenden inmeden doğrudan Otaru’ya gitmeniz… Otaru’yu gezip, bitirdikten sonra Sapporo’ya otelinize yerleşmek üzere öğleden sonra dönmeniz…

Ne var Otaru’da?

Otaru geçmişi Sapporo’dan daha eskiye giden, ufak bir liman kasabası… Balıkçılık ve ticaret ile kendine yer edinmiş bir yer… Küçücük bir yer ve eski havası gayet güzel korunmuş bir yer aynı zamanda. İstasyondan denize doğru inen ana caddesi ve bu caddenin sonundaki kanalı ve kanal boyu sıralanan, eskinin depolarıyla farklı bir atmosfer sunan bir kaçamak yeri…

Hepi topu bir yarım gününüzü alır, sabah 10 gibi varsanız, tamamen salına salına yürüyerek 3-4 saatte bitirebilirsiniz… Hokkaido’ya dair hediyelik eşyalar hemen hemen tüm adada aynı tornadan çıkmışcasına tek tip. İlk gördüğünüz yerde de son yerde de fiyatları ve çeşitleri hemen hemen aynı… Ama Otaru’daki satış yapan insanlar daha mı sıcak ilişki kurduklarından bilinmez, çeşit daha bol, fiyatlar daha düşük gibi geldi bana… Buradan alın alacağınızı, kollayın küçük esnafı….! Bir de kanala indiğinizde, kanal boyu sıralanmış eski tuğla binaların arasında, tipik Japon mimarisinde olan küçükçe bir yangın kulesi var.. Ufak bir müze aynı zamanda… Muhakkak girin, yukarıya çıkın ve denize, kente oradan bir göz atın… Keyifli… Öğleni etmiş olursunuz zaten bu sırada, atıştırmalık bir şey ararsanız, hemen kulenin dibinde enfes lezzette “Bakudanyaki” yapan bir küçük dükkan olacak… Dükkan dediğime bakmayın yan yana 3 kişi zor oturur. Büfe demek daha doğru… Takoyaki’nin bir kaç boy büyüğü olan bu sıcak sıcak yenilen hamur gülleleri gerçekten leziz… Tavsiye ederim… Yedikten sonra da geldiğiniz yoldan, dönerken aradaki sokaklardaki incik boncukçulara bir kere daha bakar öyle istasyona varırsınız… Sonra ver elini Sapporo…

Sapporo, en nihayet…

Sabırsızlık etmeyin… Tamam, görülmeye değer bir yer ama görmek için de aman da aman bir koşuşturmaya gerek yok. Sonuçta zaman karşı bir yarış içinde değiliz… Doya doya Sapporo için 3 tam gün yeter de artar. Ama biraz koşuşturmaca ile Otaru’dan dönüş üzerine iki tam gün ile de eksiksiz bir kent turu atmanız mümkün.

Sapporo’da nerelere gitmeli?

Sapporo kent merkezi sıradan bir Japon kentinden çok da farklı değil. Hani illa bir fark ararsanız, diğer kentlerle olan en büyük fark Sapporo’nun uzun bir tarihe sahip olmayışıdır. Tarihi yapıların bir elin parmakları kadar az oluşu ve çoğunlukla da batı mimarisinde olması buranın bir nebzelik “özelliği”… Kısa tarihini allaya pullaya satmaya meraklı ABD gibi, taş çatlasa 100 – 150 yıllık kısa tarihini pazarlama hevesiyle, Sapporo bir nevi küçük Amerika… Kent merkezinin düzenli yapısı ve yapıların geleneksel Japon tarzı mimarisinden biraz uzak olması da bu kanıyı güçlendirir nitelikte… Japon kültürünü, yaşayışını görmekse amacınız, burası size göre değil… Aradığınız yerler Kyoto, Kanazawa ve Nikko gibi yerler… Sapporo Hokkaido’nun giriş kapısı. yenice, büyükçe ve biraz da iç turizm açısından ünlüce bir lobi o kadar. “Sapporo’yu gördüm, Japonya’yı çözdüm!” dememeli…

Kent turizmin gücünün farkında. Tam anlamıyla gezgin dostu! Kyoto ile birlikte Japonya’daki büyük kentler arasında arşınlaması en kolay, kaybolunması en güç yerlerden biri… Şehir yine Kyoto’da olduğu gibi birbirini dik bir şekilde kesen caddeler ve sokaklardan oluşan, ızgara modeli bir plana sahip. Şehri kuzey – güney yönlerinde ikiye ayıran Odori Bulvarı ve doğuyla batıyı ayıran Toyohira Nehri. Kimi kaynaklar bu akarsu için insan eliyle yaratılmış demekte, doğru olma olasılığı da varö bilmediğimden yorum yapamıyorum.

Şehrin gezilesi yerleri sanki biraz daha nehrin batısına yığılmış hissi veriyor… Kenti tepeden görebilecek olduğunuz, Moiwa Dağı (teleferikle çıkış), 1972 Kış Olimpiyatlarında kullanılan “Okurayama” kayakla atlama kuleleri (telesiyejle çıkış), Shiroi Koibito, “beyaz sevgili” çikolata tema parkı ve fabrikası (metroyla gidiş), Sapporo TV Kulesi (yürüyerek varış), Nakajima Parkı – Sapporo Dome stadyumu (metroyla kaçış), Sapporo Bira Müzesi (yürüyerek gidiş, küfeyle çıkış), Eski Valilik Binası, Botanik Parkı, Saat Kulesi, Hokkaido Üniversitesi yerleşkesi, Odori Kar Festivali alanı, şehrin hayat merkezi Susukino, ramenciler sokağı hep nehrin batısında…. Nehrin epey bir doğusunda Hokkaido Müzesi ve Tarih Parkı var önemli duraklar olarak…

İstasyon ve Nakajima Parkı arasında kalan kuzey – güney doğrultusundaki şehrin “çekim alanı” içinde hemen her yer yürüme mesafesinde… Elinizde çok fazla eşyanız yoksa ve iklim izin verirse rahatlıkla yürüyebilirsiniz. Ama ben yürümem derseniz yalnız bu bölgede çalışan tramvay hattı size nostaljik bir ulaşım alternatifi sunabilir… Bundan başka şehrin her yönüne ulaşmanızı sağlayan 3 adet metro hattı var; mevsimine göre ılık ılık ya da serin serin gitmek istediğniz yere sizleri taşıyan… Metro, tramvay ve otobüs ağının anlaşılması kolay… Ne çok karmaşık olacak kadar büyük, ne de işe yaramayacak kadar küçük. İki milyonluk kent için olabilecek en ideal durumda… Ancak şehir içi otobüslerinin ilk ve son duraklarını kullanacaksanız -Okurayama kayakla atlama pistine ve Hokkaido Müzesi ve Tarih Parkı’na gitmek için kullanmanız gerekebilir-, otobüslerin kalkış noktalarını ve güzergahlarını anlamak biraz zaman alıyor. Japonca bilmeyen birisi için hele burası can sıkıcı bir tecrübeye de dönüşebilir, uyarımı yapayım.

Gerekli haritalar için: Sapporo Turizm – Tanıtım Ofisi

Gezi planımız ne olmalı, kaç gün kalınmalı?

Tüm gün hareket halinde olmayı seven, oradan oraya gitmeye niyetli ve tez canlı biriyseniz, ilk önerim iki ayrı birleşik bileti bir an önce almanız üzerine… İlk biletimizi Metro, otobüs ve tramvay kullanımı için alıyoruz. Bu günlük bilet sahibine, (JR trenleri hariç, otobüsleri dahil), tüm toplu taşım araçlarına, sınırsız indi-bindi sağlayor. Günlük 1000 JPY. Bunu cebimize koyduktan sonra, artık orası senin, burası benim gezmeniz mümkün… Zaten bu bilet sayesinde araba kiralama derdinden kurtuluyoruz.

Almanızı önerecek olduğum ikinci bilet, şehirdeki önemli ziyaret noktalarına (6 ayrı yer) girişler için kullanılan bir bilet. Şehirde turist çeken hemen hemen tüm yerler bu toplu bilete dahil. Ücreti 1500 JPY. Bu biletin şöyle bir kullanım kısıtlaması var yalnız, planınızı yaparken dikket etmenizi öneririn. Birincisi, bilet, bilete dahil noktalardan birine yapılan ilk ziyaretle tarihlendiriliyor ve atılan tarih içinde kullanılması gerekiyor. İkinci gün ya da daha sonra kullanırım diye düşünmeyin. Aynı zamanda ziyaret saatlerini de hesaplayarak biletteki yerlere gitmeniz iyi birer seçim olacaktır.  Örneğin, şehrin doğusundaki “Tarihi Hokkaido Köyü – Kaitakuno Mura” ögleden sonra 3’e kadar ziyaretçi kabul edip, saat 4 oldu mu kapıya kilidi vuruyor. Ha keza en batıdaki Okurayama kayakla atlama pistine akşam gidemeyeceğinizi, hava karardıktan sonra ancak TV kulesine girebileceğinizi değerlendirip programınızı yapmanız iyi olacaktır.

Bundan başka bu ortak bilet 6 ayrı noktada indirim sağlasa da, seçenekler arasından en fazla 3 tanesine girebilirsiniz. Yani merakınız neyeyse, neyi görmeye değer buluyorsanız, ona göre seçiminizi yapın. Ayrıca bu biletteki yerlerden ikisi şehrin en doğu ve en batı uçlarında kalıyor. Bu noktalara ulaşmak da ayrı ayrı metro ve otobüs kullanarak, şehir merkezinden (Odori Bul.) yaklaşık 1 saat tutuyor. Birinden çıkıp diğerine giderim demek en az 2 saat alıyor. Bu nedenle de seçiminizde ya batıya, ya da doğuya odaklanmanız iyi olabilir.

Bu ayrıntıları bildikten sonra gezi planını oluşturmak çok daha kolay… İlk gün öğleden sonra Otaru’dan Sapporo’ya geldiğinizde yapılabilecekler kentin en işlek yerleriyle sınırlansa ve yürüyerek gerçekleştirilebilirse çok şahane olur. Eşyalarınızdan bir an önce kurtulursanız, istasyon’un hemen güneyinde Odori bulvarına varmadan bir kaç nokta şehrin kısa tarihini yansıtmakta.

Dünyanın en dandik, küçük ama bir o kadar da fotojenik Saat Kulesi ve tüm heybeti ve neo-klasik mimarisiyle Hokkaido’nun eski valilik binası… Bu iki yerde de zaman kaybetme şansınız yok, ‘Burası da böyle bir yermiş işte” dışında bir his yaratmıyor. Buraları koşar adım turlayıp, istasyonun kuzeydoğusunda kalan Sapporo Bira Müzesi’ne yollanmanız da olası. Japonların eski batı tarzı ateş tuğlasından mamül binalara olan aşkına bir başka örnek burası… Ülke genelinde ekseriyetle yerel yönetim hizmet binaları, imalathane, antrepo ya da liman gümrüğü olarak kullanılmış bu yapılardan Sapporo’da da, Otaru’da da, Hakodate’de de boy boy var. Çoğu geniş iç hacimlerinden dolayı alışveriş merkezi, müze, galeri, restoran türü yerlere çevrilip, turizmin dişlilerine bırakılmış. Burada göreceğiniz örnekler içinde Sapporo Bira Müzesi (Bahçesi) en keyifli olanı… Azıcık tuzlu da olsa akşam yemeğinizi bu eski fabrika atmosferinde, klasik sapporo birası ile tatmak güzel bir deneyim olabilir. Otele dönüşünüz sırasında JR Sapporo istasyonun yanındaki gökdelene çıkıp, şehtin gece manzarasına bir de bu binanın tepesinden bakabilirsiniz. Ama ucuz değil. Şehir manzarasını yüksek bir yerden görmek için tek yer buırası değil…

İkinci gün sabahtan şehrin batısındaki Okurayama veya Moiwa dağlarına, ya da güneydeki Hitsujigaoka tepesine gitmenizi ve şehri yüksek bir yerden izlemenizi önerebilirim. En kolay ulaşım teleferikle çıkılan Moiwa dağına… Ama en ilginç olan ve ulaşımı en zor olan Okurayama kayakla atlama pisti… Kayakla atlama kulesinim tepesine çıkıp, aşağıya baktığımızda, atlayan sporcuların deli olduğuna rahatlıkla kanaat getirebilirsiniz… Hava karlıysa şayet, pist dibi gözükmüyor, öyle farklı…

Gelelim karşılaştırmalı tepeler, gökdelenler, kuleler rehberine… Manzara için Okurayama mı, JR gökdeleni mi, TV Kulesi mi derseniz, Eiffel’in yandan yemişine gitmektense JR. Pekiyi JR mı Okurayama ya da Moiwa Dağı mı derseniz, Moiwa! Okurayama’dan görülebilen açı dar, öndeki tepeler manzarayı kısıtlıyor. O nedenle Moiwa Dağı. Hem buraya çıkmak diğer yerlerle hemen hemen aynı paraya denk geliyor (yukarıdaki bilette de yer alıyor), hem de teleferikle çıkış keyifli. Özellikle sonbahar aylarıysa ve yapraklar kızıllaşmışsa veya kış gelmiş etraf karlıysa Moiwa çok daha iyi bir tercih. İnatçı biriyseniz, yandan yemiş Eiffel’e yine de gidebilirsiniz, içeride bir uyuz kafe-restoran, bir de hediyelik eşyacı, ha unutmadan bir de asansör var. Bitti. Sanırım buraya Sapporo Kar Festivali zamanı çıkmak en mantıklısı… Festival boyunca Odori caddesi üzerinde sergilenen buzdan heykelleri ve toplanan insanları görmek için iyi bir seçenek. Ama adım gibi eminim fotoğraf çeken Japonlardan aşağıyu görmek mümkün değildir.

Buraları gördükten sonra Shiroi Koibito, tatlıcı Mahmut tema parkına gitmenizi öneririm… Şehrin metro ile en batı ucunda, ve istasyondan kısa bir yürüme mesafesinde. Mekan neredeyse bütünüyle oyuncaktan yapılmış. Ama içeride çocuktan çok, genç çiftler var. Tamamen “kawaiimania”… Görmenizi tavsiye ederim. Hele hele şu sıralar şahlanan pan-osmanlı hareketi üzerine, Bolu’lu Hasan Usta’ya “Ortadoğu ve Balkanların en büyük sütlü tatlı tema parkı, Şekerpare” için ilham bile verebilir…

Burayı da tavaf ettikten sonra, ana çekim merkezi Susukino’ya döner, zamanınız varsa dükkan mükkan gezersiniz… Burası tabiri caizse, Sapporo’nun Shinjuku’su. Gece geç saatlere kadar cıvıl cıvıl… Neonlara, yetişkin eğlencesine kendini kaptırmış bir yığın insan. Siz de kaçarı yok, geçecek, göreceksinizdir…

Üçüncü gün üçüncü bölümü yazmak için sabah erkenden, Toya Gölü (Toyako) ve Hakodate’ye doğru süzülmek için gece erken uyumak iyi bir tercih olabilir…