Category Archives: Japonya Gezi Rehberi

10 Yılın Ardından – Bölüm 2: Japonya Ne Öğretti?


Japonya’ya ayak basmamdan beri geçen 10 yılın muhasebesinde artılar, artanlar, arda kalanlar, kazanımlar çok şükür ki daha fazla. Bu 10 yılda öğrendiklerim, en büyük, en değerli artılar. Japonya’nın bana öğrencilik ve iş yaşamındaki katkıları alınan derecelerden, çıkan işlerden görülebilir. Ama önemli olan buzdağının görünmeyen kısmı. Kişisel gelişime, değişime, dönüşüme katkıları.

Çarşaf çarşaf, sayfa sayfa yazabilirim ama yazdıkça da haddimi aşarım. Japonya’nın bana en çok katkı verdiğine inandığım artılarını sıralayacak, içlerinde alıştığımız kültüre kıyasla farklı olanları ve bende farklı çağrışımlar yapanları, kısa kısa açıklamaya -ve özet geçmeye- gayret edeceğim.

Neler Öğrendim?

Çok ama çok şey öğrendim.

Ama en başta mütevaziliği, gösterişten uzak durmayı anladım. Gereksiz yere böbürlenmemeyi, Kaf Dağı’na çıkmamayı. Kendimi bir halt sanmamayı. Bunu anlayınca diğerleri daha kolay oldu. (Daha girişte bir böbürlenme, “Öğrendim, hepsini biliyorum! Hayatın anlamını çözdüm..!” havası ile yazılanlarla da çeliştik ya neyse.)

En zor bu kısımdı.

Bilinmeyen topraklara ilk ayak bastığınızda, bilinmeyene karşı tek başınıza kaldığınızda hissettiğiniz şey üç aşağı beş yukarı tüm insanlarda aynıdır. Alabildiğine heves, merak, yalnızlık, korku ve özgüven.

Düşünsene bir! Türlü engellerin üstesinde gelmiş, yıllar önce konulan hedefe ulaşmış Japonya’ya varmışım. Merak ve heves sonsuz, beni gerektiğinde kollayacak kapı gibi bursum, danışmanım, arkadaşlarım var.  Ama herşeyden çok ruhsal hazırlık sürecim var. Bu nedenle vardığımda hissettiğim en yoğun his özgüvendi. Hatta özgüven patlamasıydı! Küçük dağların yaratıcısıydım. Öyle ya tüm hedefler vurulmuş, istenilen yere varılmıştı. Korku gibi özgüven çok sorun yaratabilen bir ruh hali oluşmasına neden olabiliyor. Aşırı bulunması da olmaması kadar dert. Kontrolünüzün ve muhakemenizin önünde engel. Bunu çok sonraları öğrendim.

Hele hele, her haltı bilen, her şeye yorum yapan, bilmese de ahkam kesmeye alışık bir kültürde yoğrulan birine özgüven pompalamak, telafisi zor sorunlara sebep olabiliyor.

Bu özgüven sorunundan pek tabii kendi çabamla kurtulmak istemedim. Niye isteyeyim ki? Küçük dünyaları ben yaratmışım, olur mu? Ama akademik hayatta “danışmanlık müessesesi” bu gibi durumlarda etkisini gösteriyor. Gelişimin üçüncü ayında danışmanım gazımı almış, ağzıma gemimi vurmuş, epey uysal bir hale getirmişti. O süreci takip eden 1 yıl içinde de 180 derece ters yönde bir özgüven bunalımı yaşadık. Fakat o süreç kendimi kontrol edebilmem, sınırlarımı öğrenebilmem adına çok ama çok gerekliydi ve önemliydi. Sanırım verimli bir otokontrol mekanizması oturtmak da eşzamanlı öğrendiğim (öğrendiğimi sandığım) bir diğer konu oldu o ara.

4 yıl ve doktora sonunda bu iki noktaya az çok vakıf olduktan sonra işler daha rayına girmişti. Ancak yine de her zaman “önceden edinilmiş birikimler” araya nifak tohumları ekmeyi, öğrenmede sıkıntılar yaratmaya devam ettiler.

Neler Zorladı?

Neleri öğrenirken kabullenmekte, yedirmekte çok zorlandığımı tam hatırlamam güç, ama asıl konular hep kültür farklılıklarına dayananlardı sanki…

  • İletişimin gücü: İletişimin, karşılıklı anlamanın, anlaşmanın tüm düzenin anahtarı olduğu gerçeği. Dilin, anlayışın, üslubun birleştirici gücü. Yerinde doğru ve düzgün konuşmayı, lakayıt olmamayı, mesafeyi korumayı. (Bu mesafeyi koruma çalışma ortamında oturdu mesela.)
  • Basit düşünmek: Her haltın altında bit yeniği aramaktan, “Bu, budur”a inanamamak.
  • En ince ayrıntılara kadar düşünmek: 1000 yılda 1 kere olacak olacak bir olay için bile hazırlıklı olmak. (Bunu hala beceremiyorum ama iş hayatında, istenilen işi yeterince iyi olsun diye değil en iyi olsun diye yapma kültürü yerli yerinde. Ha işin verimi düşüyor, boşuna zaman ve kaynak akıtılıyor ama, bazen bu ayrıntılar asıl fark unsuru olabiliyor. Özellikle müşteri memnuniyeti için yapılanlar düşünüldüğünde…)
  • Saygılı ve ölçülü olmak: Biz saygıyı “yaşa ve oturulan makama” göre oturtmuşuz Türkiye’de. Oysa saygı bilgi birikimine ve yetkinliğe, toplum içindeki konuma göre verilen bir değermiş. “Öğretmene saygı yalnız okulda değil, tüm hayat boyu devam etmelidir” desturunu Japonya’da öğrendim. Bir toplumun geleceğini şekillendiren öğretmene, nasıl saygı göstermezsiniz? Bütün gelecek onların omuzlarında. Öğretmen (sensei) tüm yaşam boyu yaşayan bir sıfattır. Okul süresince sensei, sokakta hanım olmamalı.
  • Kişisel sınırları bulmak: Öfkemi, sevincimi, sabrımın sınırlarını, yapabileceklerimi, hayır demem gerekenleri görmek… Hala çoğu sınır muallakta, ama hiç değilse bir fikir var…
  • Yabancıya tahammül ve farklı kültürleri özümlemek: Kendinizi yabancı bir ülkede ve kültürde bulunca, sanırım kendi kültürünüze yabancı olanlara nasıl davranacağınızı da öğreniyorsunuz. Bu yalnız yabancı dilde konuşanları kastetiğim dar bir konu değil. Evlenip topluluk kuran çekirdek bir aile için de geçerli. İki yabancı kültürün kapışması söz konusu orada da. Yabancılara nasıl davranılacağını görmek, hoşgörülü ve öngörülü olmanızı da sağlıyor aynı zamanda.
  • Israr etmemek, bunaltmamak: Bir tabak daha? Ölümü gör, n’olur!!!
  • Pazarlık etmemek: Herşeyi pazarlık konusu, koz olarak kullanmamak. Bazı şeyleri olduğu gibi kabul edebilmek. Sorgusuz, acabasız işleyiş. Herşeyin pazarlıkla döndüğü bir ülkeden çıkınca “pazarlık ne?” denilince, insan afallıyor. Adam kazıklamak olmayınca -olsa da adam başı olmayınca ya da- yabancıya ayrı, yerliye ayrı muamele olmayınca insan şaşırıyor tabii.
  • Alaylı değil, okullu olmak: Türkiye’de yetişmiş biri olarak; her hangi bir durumda anlık, geçici, pratik bir çözüm getirmeye alışmış biri olarak, kullanım kılavuzunu okumayı öğrendim. Belki hemen aleti hemen kullanamasam da 2 ay sonunda alaylıya epey bir fark atabildiğini artık biliyorum. Ciddi bir anlayış farkı…
  • Dakik ve tedbirli olmak: Buluşmaya saatinden önce gitmek, yolda çıkabilecek aksaklıklara karşı hazırlıklı olmak. Kısaca basit bir söze sadık olmak.
  • Dürüst olmak: En azından en yakınınızdakilere karşı, kendinize karşı. Kendi kendini kandırmamak bir nevi. Şark kurnazlığı yapmamak. Ali cengiz oyunlarına bel bağlamamak.
  • Birlik olmak ve işbirliğine açık olmak: Akıl akıldan üstündürü bilmek. Bilmediğini bilip, yardım alabilmek. Takım olabilmek, eşgüdümle aynı hedefe giderken birilerinin ayağını kaydırmaya çalışmamak. Birlik olmaktan korkmamak. “Bir” kalmaktan kaçınmak. Sevinci, gururu, kazancı, kaybı, acıyı hep beraber omuzlamak. Kısaca paylaşmak.
  • Nazik olmak: Göstermelik bile olsa, yalan bile olsa, nezaketi, alçak sesle tartışmayı, küfretmemeyi becerebilmek.
  • Erdemli ve ahlaklı olmak: Bu en zor konu. Kendimizi kandırmayalım. Kimse kimseye karşı alabildiğine açık değilken, Japonlar çok dürüstlerdir demek de, ahlakları çok üstündür demek de büsbütün kendi içinde çelişen bir ifade olur. 125 milyonluk ülkede bu kadar kolay değil.

Duygularını ve asıl niyetlerini ustalıkla saklamayı beceren bir millet var bu adalarda sonuçta. Ama hiç değilse erdemli olabilen bir toplum yaratmışlar. Bu toplum, bireysellikten ödün vererek, tam bir birlik olunursa hayatta kalınabilecek bir coğrafyada şekillenmiş. Depreme, tayfuna, kışa, kıtlığa tek başına karşı koyabilmesi mümkün değil kimsenin.

Bu beraberlik ve birlik olma içgüdüsü de saygı ve “başkasını zora sokmama” ilkesi üzerine kurulu bir ahlak anlayışını doğurmuş. İçi boş hurafelerden uzak. Tamamen işlevsel. Toplumun birliğini devam ettirecek, toplumda ortak hayatı sürdürülebilir kılacak kurallar ahlakın temeli. Ahlakı dine dayandırmaya çalışmaktan çok daha kolay, doğal. Kabul edilebilir.

Japonya’nın En Büyük Katkısı

Hiç şüphesiz ailem ve aileye bağlılığım. Sorgusuz sualsiz eşim Yuka ve kızım Derin. Her şey yalan olsa, hiç bir şey katmamış bile olsa; Japonya, bana aile verdi, ailenin önemini değerini belletti. Gurur duyduğum, umut dolduğum bir ailem var.

Daha ne versin?

Kısa tutmak isterken yine aldı başını gitti yazılanlar. Ama Japonya’nın kattıkları bu listeden çok daha uzun, çok daha derinde. Çoğu özümsenmiş olsa gerek ki yalnızca bunlar çıktı ilk aklıma gelenler olarak.

Bunlardan başka bir de alıp götürdükleri var Japonya’nın. O da bir sonraki bölüme… “Bölüm 3: Uğruna feda edilenler“.

10 Yılın Ardından – Bölüm 1: Ne Umdum, Ne Buldum?


2004 Nisan’ında ilk kez turist olarak Japonya’ya geldim. 2005 Nisan’ında ise artık uzun süreli bir yaşam için Japonya’ya ayak basmıştım. 26 Mart 2014 itibariyle Japonya’yı ilk kez yerinde görüp, idrak etmeye başlayışımın 10. Yılı olacak. Biraz kendimle hesaplaşmanın zamanı gelmiş demek ki…

Niye Derledim On Yılı.

Geçen 10 yılda Japonya’da ne aradım, ne buldum, ne öğrendim, ne şekilde değiştim; sıradan bir yabancı olarak bulunduğum sürede ne kadar Japonlaştım, aklıma gelenleri sıraladım…

Uzun bir yazı ve çok kereler, düzeltmelerle, kopuk kopuk kaleme aldım. Özellikle günlük tutma alışkanlığım olmadığından pek çok nokta yazarken aklıma, karışık sırada geldi. Bu nedenle kopukluk, tekrarlama olabilir hoşgörün.

Bu yazıyı yazmamdaki bir diğer sebep de ileride kızım Derin, babasının yıllar içinde hangi yollardan geçtiğini, nasıl değiştiğini, geleceğini nasıl şekillendirdiğini bir de kendi ağzından dinlesin, bilsin diyedir. Kısmet olur da okur umarım.

 Hep soruldu, sorulur: Neden Japonya?

İddialı bir giriş olacak ama rastlantılar sonucu yolu Japonya’da son bulmuş biri değilim. Kısmen tasarlayarak, kısmen kumarda doğru ata oynayarak, kısmen kaz gelecek yerden tavuğu esirgemeyerek kendime Japonya yolunu açtım. Bunu gizlemiyorum ama bir övünç meselesi de yapmıyorum.

İlk Japonya ilgisi 1999 sonunda ODTÜ’de henüz lisans ikinci sınıf öğrencisiyken ortaya çıktı. Gelecekte (yani şu anda) yapmak istediğim Metalurji Mühendisliği üzerine çalışmak ve çevre ile ilintili bir işle ilgilenmekti hedef. Metalurji alanında lider ülke ise Japonya olagelmiştir. Bu nedenle, ek yabancı dil olarak Japonca öğrenmeye başlamam, hedefe doğru atılan ilk adımdı.

Sonrasında ODTÜ Türk Japon İletişim Topluluğu’yla (adı ve içeriği değişse de ODTÜ Japon Kültür Topluluğu) içli dışlı olmam, Ankara’daki az sayıda Japon ve Japonya ile ilgili kişilerle bir bağ kurmama yardımcı olmuştur. Haliyle ne tür olanakların olduğunu, nelerin yapılabileceğine dair zaman içinde bir fikre de ulaşmak mümkün oldu. Yine bu süreçte tanışmış olduğum Japon arkadaşlarımın ve Türk öncüllerimle (senpai) ardıllarımın (kouhai) katkısı da yadsınamaz.

Doğru zamanda, doğru planlama ve doğru bağlantılar ile kendimi 2004 yılında Monbukagakusho: MEXT (Japonya Eğitim, Bilim, Teknoloji ve Spor Bakanlığı) bursu mülakatında buldum. O mülakatta da sorulan ilk soru “Neden Japonya?” idi.

Nedeni o zamanlar daha basitti. “Alanımda en iyi olmak için, alanında en iyi olan yerde olmalıyım.”

Tabii aynı zamanda alanında en iyi yerler içinde ABD ve AB ülkelerindeki üniversiteler de vardı. Ancak buralarla kıyasla Japon üniversitelerine daha az yabancı öğrenci başvurusu olduğundan, rekabette ufalanıp gitmemek, arada kaybolmamak için ilk ve gerçekçi tercih Japonya idi. ABD’de Tokyo Üniversitesi ile eşdeğer bir üniversiteye yapılan başvuru sayısı tüm Japon üniversitelerine yapılanlardan çoktur; tahmin edebilirsiniz. Yani gerçekçi olup, rekabet şartlarını değerlendirdiğimi ve rekabetten kaçtığımı itiraf etmeliyim. Her neyse, yanıtlar tatmin edici olmuş olmalı ki mülakat olumlu geçmiş, 2005 yılında Tokyo’nun yolunu tutmuş oldum.

Ne Umdum, Ne Buldum?

Japonya ile ilişkim 1999 sonunda ilk kez başladıktan sonra 2005’e dek tek yönlü bilgi alımıyla, kendime Japonya’yı tanıttığıma inanmıştım. Bilgiler, kaynakları daha çok ansiklopedik olan ve akademik bilgilere dayanan, günlük hayattan kopuk veya güncel olmayanlardı. Bu süre içinde Japonca öğrenmeye başlamam, hem dilde hem kültürde kendimce epey de ilerleme kaydettiğimi sanmam, sanıyorum en büyük yanılgılarımın başında geliyor.

4 sene boyunca karınca kararınca çalışılıp öğrenilen Japonca ile Japonya’ya geldiğimde “sıkıntı çekmem!” ya da “daha az sorun olur” sanıyordum. 2004’te ilk turistik ziyarette Narita’dan şehir merkezine giderken, daha yolun başında, öğrendiğim tüm Japonca bitmişti. Ne sokaktaki dil kitaplara, ne kitaplardaki cümleler içinde bulunduğum duruma uyuyordu. Japonya’da gerçek hayatın ilk sillesi ile rüyadan uyandım.

O ilk ziyaret, ki gelecekte araştırmacı olarak çalışmak istediğim alandaki en iyi üniversiteleri ve laboratuvarları yerinde görmek için tümüyle cepten harcanan “kaz gelecek yerden tavuğun esirgenmediği” bir gezidir, hayatımın sonraki 10 yılnı ve belki ötesini şekillendirdi. Hayatımda verdiğim en doğru kararlardan biridir. İmkanınız varsa, sıradışı bir değişim planlıyorsanız, gidin yerinde görün. Bir müsibet, bin nasihatten iyidirin ta kendisi.

Biliniz ve emin olunuz ki, kitaplardan ve Japonya’daki yaşama alışmış birinin ağzından aktarılan Japonya, o standartlarla tanımlanan ülke, tamamen bir hayal. Bu belki diğer ülkeler ve kültürler için de söylenebilir. Umduğunuz ve karşınıza çıkan gerçek her zaman örtüşmüyor. Gelinceye kadar yaşamına, kültürüne, diline dair ön hazırlık yaptığınız halde, bildiğinizi sandığınız çoğu şeyin, eksik ama çok eksik, veya eski ve basmakalıp bilgiler olması -ve hatta yanlış olmaları-, umduklarınızla bulduklarınız arasında dağlar kadar fark yaratıyor.

Cahil gelmek ne kadar kötüyse, bilmişlik de o kadar kötü.

Bu yabancı bir ülke hakkında ve Japonya ile ilgili aldığım ilk ve en yol gösterici dersti.

Sonraki bölümde diğer derslerden dem vuracağım… “Bölüm 2: Japonya Ne Öğretti?”.

JR Japan Rail Pass


Bu sefer, Japonya Gezi Rehberi‘ne katkı yapmak, bilgi dağarcığımızı genişletmek ve ulaşımın çok pahalı olduğu Japonya’da daha ucuza bir Japonya gezisi önerebilmek için bu kez Ekşi Sözlük’ten “” konuk yazarımız… Yazısını kendi izniyle (çok ufak eklemeler ile) burada paylaşırken, sizin adınıza teşekkürlerimi de sunuyorum.

jr-pass

JR Japan Rail Pass, Japonya’yı bir baştan bir başa gezmek için Japan Railways (JR) şirketinin çıkarttığı oldukça ideal bir bilet sistemi. Sadece Japonya dışında satılması ve kısa süreli, geçici ziyaretçi (temporary visitor) vizesine sahip olanlarca kullanılabilmesi nedeniyle Japonlara “Bizim elin gaijin‘lerinden neyimiz eksik dedirtir”.

Japan Railways, demir ağlarla Japonya’yı dört baştan ören şirketin adıdır. Bu şirketle gidemeyeceğiniz yer neredeyse yoktur. JR Pass, Japan Railways’in işlettiği tüm hatlardaki trenleri (Nozomi (Umut) hariç) sınırsız kullanma imkanı sağlar. Japonların meşhur hızlı trenleri şinkanseni de JR işletir.

JR Pass’ın en önemli güzelliği ise şüphesiz şinkansen’in Hikari (Işık) ve Kodama (Yankı) trenlerine binme imkanı sağlamasıdır. Şinkansen Nozomi trenlerine JR Pass ile binemezsiniz. Temelde hepsi aynı trenler olmakla birlikte Kodama yol üstündeki tüm duraklarda durur. Hikari bazılarını pas geçer; belli başlı istasyonlarda durur. Nozomi ise ekspres gibi düşünülebilir.

Shinkansen_map

Tokyo – Osaka arasını (yaklaşık 550 km) Nozomi ile 2.5, Hikari ile 3, Kodama ile 4 saatte alırsınız. Bu arada Nozomi’nin gittigi her yere Hikari ya da Kodama ile de gidilebilir. (Nozomi hattın değil trenin adıdır.)

Yani JR Pass’la Nozomi’ye binilemediği icin her hangi bir yere gidememe gibi bir durum olmaz.

JR Pass, havaalanından Osaka ve Tokyo şehir merkezlerine gitmek -veya dönüşte tam tersi- için kullanılabilir.

JR’ın işlettiği otobüs seferlerine de binilebilir. Ayrica, seferleri JR işlettiği için, Miyajima Adası‘na giden feribota da  bununla binebilirsiniz. Bunun için şinkansenle Hiroşima’ya gelinir. Hiroşima İstasyonu’ndan Miyajimaguchi’ye gidilir.

JR’ın şehir içlerinde de pek çok hattı olduğu için, JR Pass şehiriçi ulaşımı da (Osaka, Tokyo ve Yokohama’da) çok büyük ölçüde karşılar.

Seyahat edeceklere büyük esneklik sağlar. Sınırsız olduğu için istediğiniz gibi inip-binebilir treni kaçırabilir, istediğiniz şehre istediğiniz gün ve saatte gidebilir, yolculuğu erteleyebilir veya çok beğendiğiniz bir şehirde kalış sürenizi uzatabilirsiniz vs.

JR seferlerinin zaman çizelgesi, süre ve fiyat bilgileri hakkında tum bilgileri bu siteden ogrenebilirsiniz.

Bu bilet İstanbul’daki H.I.S Tur’un satış bürosundan temin edilebilir.

1 Nisan 2014 itibariyle fiyatlar:

Birinci Sınıf Vagon
Normal Vagon
Süre Yetişkin 6-11 yaş Yetişkin 6-11 yaş
7 Gün 38,880 JPY 19,440 JPY 29,110 JPY 14,550 JPY
14 Gün 62,950 JPY 31,470 JPY 46,390 JPY 23,190 JPY
21 Gün 81,870 JPY 40,930 JPY 59,350 JPY 29,670 JPY

Japonya Gezi Rehberi – 2013 Sürümü


Güncellemeye dair…

Uzun bir süredir blogda güncelleme çalışmaları yapmayı düşünüyordum. Bazı yazıların ilk yazım ve yayım tarihi fi tarihine kadar gidiyor. Haliyle hem bilgiler, hem içerik eskiyip gidiyor, hem de yanlış yönlendirmeye neden oluyor. Bir de o zaman öyle dağınık, öyle yalapşap yazmışım ki, utancımdan yerin dibine girdim şu güncelleme sırasında.

Bu nedenle ilk güncellemeyi Japonya Gezi Rehberi’nde bulacaksınız. Eski bilgileri tümüyle kaldırıp atmıyorum elbette. Ancak, değişim olan bilgiler de epey fazlaca. Umarım işinize yarar ve umarım güncellemeler uzunca bir süre tazeliğini korur.

Keyifli gezmeler, anı dolu günler…

Japonya Gezi Rehberi

Japonya Gezi Rehberi, aylardır Türkçe’si ne zaman çıkacak diye etrafıma sorduğum soruşturduğum rehberdi… Pek çıkacağına kanaat getirmediğimden “bu rehberi en iyisi ben yazayım” dedim. İşte herkes için Japonya Gezi Rehberi… Aynı girizgah hala geçerli.

Japonya’ya Giriş ve ilk bilgiler

  1. Ülke rehberi yazılsaydı şayet, işe en önemli şehirden başlamak icap ederdi… Bu durumda Japonya için ilk durak Tokyo… Tokyo hakkında yazmaya kalınacak yerden başlamak uygun düşer… Kendi rehberinde de değindik ve yinelemek olacaksa da tekrarın zararı yok.
  2. Kalınacak yer konusunda kişisel olarak şehrin merkezinde yer alan İmparatorluk Sarayı ve çevresinden öte, JR Yamanote Hattı’nın Batısında kalan çeyreğinin (Shinjuku ve Shinagawa – Kamata İstasyonları arasının) ulaşım ve konaklama için uygun olduğunu söylemek mümkün. Ulaşım ve konaklama alternatiflerinin daha çok olması nedeniyle daha makul fiyatlar, daha rahat gezme tozma olası. Yine de JR Yamanote Hattı üzerinde her yer vızır vızır, her yerde 7/24 hayat devam etmekte… Haliyle bu hat uzerinde her yerde kalinabilir… Kendinizi şartlamanıza gerek yok.
  3. Şinjuku şehrin 6 merkezinden biri hatta en büyüğüdür… Hemen her yere gidilebilir, her yer yakındır, ucuzdur, janjanlıdır, afillidir, ottur boktur bir ton şey vardır… Otel olarak yer ismi vermiyorum, günlük değişken fiyatlar söz konusu… Hem herkesin elinin altında net var sonuçta. Arayınca bulunuyor. Ama fikir vermesi açısından yazalım; Tokyo`da gecelik (kapsül oteller) 3500 yenden başlar… Bundan düşük fiyat varsa işkillenebilirsiniz. Otel ararken arada kazara “love hotel“ bulup “Fıstık gibi fiyata otel buldum!“ diye sevinme etme, bu otellerin kullanım amacı farklıdır. :)
  4. Genel bir kural olarak Japonya’da şehrin adıyla anılan JR istasyonlari o şehrin en önemli istasyonudur. O çevrede her bir halt vardır ve genelde % 10-20 daha pahalıdır… Bu durum gidilen yerler nüfus olarark küçüldükçe ortadan kalkar ve kritik bir önem taşır.
  5. Her mevsim güzel dense de kışın Tohoku (kuzey doğu bölgesi), yazın (Hokkaido hariç) hemen tüm Japonya çekilmez bir yer halini alır. Adalar ulkesi olan Japonya nemden kışın daha bir soğuk, yazında da olduğundan daha bir sıcak olur… Gelecek olduğunuz tarih bu sebepten önemli… Haziran ortasından temmuz ortasına dek yağmur sezonu… Kapalı hava, ara ara deli yağmur, ağustos boyu nemli deli sıcak, ağustos sonu eylül başı da tayfun sezonudur… En gelinmeli aylar ekim – kasım, nisan – mayıs…
  6. Japonya‘da konaklama, kelle başı 3000 yenden başlar. Zaten 3000 yenin altındaysa ya tuvalet yoktur, ya duş. Konaklama seçenekleri içinde Japon işi pansiyon / oteller (ryokan) varsa ve fiyatı uygunsa (biraz daha pahalıdır ama en azından, en gelenekselinden ev yapımı Japon yemekleri (sabah kahvaltısı ve/veya akşam yemeği fiyata dahildir.) hiç değilse bir gecelik de olsa kalınmasını hararetle öneririm. Hele buralarda bir de kaplıca (onsen) varsa ve çekinmeden, utanmadan giderseniz hayatınızın sayılı tecrübelerinden birini de yaşayabilirsiniz…  Bazı kaplıca otelleri ufak aile işletmeleri olup oldukça temiz ve güvenlidirler… Aynı zamanda yazlari bazi tapınaklarda yarım günlük iş karşılığı bedava kalınabilir. Hatta yemek dahil olanlar da var, ama akşam erkenden dönmek gerekir falan filan…
  7. Tahmini günlük harcama ne kadar tutar? Sırt çantasıyla gezmeye alışmış, günde 2 öğünle idare edebilecek biri için ne yiyebildiğinle doğru orantılı… Eğer ben her gün egzotik yerim dersen günde 2500 yen yemeğe, 3500 yen yatmaya, 2000 yen de ulaşıma verebilirsin ki, bu seni bir züğürt turist olarak perişan eder…
  8. Japonya dünyanın açık ara eeeeeeeeeen güvenli, en temiz ülkesi… İstisnasiz her yeri… Hele yabancılar için daha da güvenli…!
  9. Japonya en pahalı ulaşım sistemine sahip ülke… Bu bir acı gerçek. Şehir içinde JR veya metro mesafeye göre değişen ücretlerle taşımacılık yapar ve en kısa mesafe 120 yenden başlar. Metro 300 yene kadar çıkar, çünkü en uzun mesafedeki metro istasyonu aslında hala yakında bir yerdedir. Buralardan daha ötedeki yerlere gidilecekse, başka bir hatta (banliyö) geçmek gerekir ki, her tren şirketi ayrı olduğundan iki hat arası geçiş yapıldığında iki şirkete de parayı basmak gerekir. Ücrette de en çok bu hava parası koyuyor zaten… Şehirlerarası ulaşım ayrı bir felaket…! Yani Tokyo – Osaka arasi 500 km, gün içinde (sabah 5 aksam 9 arası) her 10 dakikada 1 hızlı tren mevcut (şinkansen) Ama fiyatları Türkiye`ye kıyasla uçuk.. Tokyo – Kyoto tek gidiş 13000 yen tutar, rezervasyonsuz 2. sınıfta… Eğer ben yavaş trenle gece giderim dersen 6000 yen tek yön, otobüs de 5000 yen tek yön… Bilet bulabilene, almayı bilene… Uçak kullanma zaten…
  10. Buradaki tren sistemini anlamak Japonca bilmediginiz varsayııyla ilk anda işkence olacaktır. Önceden uyaralım. Tokyo resmen tren ağlarıyla örülü, insan kalabalığı olan aklı başında ama deli bir şehir… Ve bu sehrin aortu JR Yamanote hattı. Yamanote Hattı büyükçe bir çember, yoğun zamanlarında her 3 dakikada bir tren istasyona varmakta. Japonya`nın belki de açık ara en önemli şehir içi hattı. Bu hat bir sebepten durduğunda diğer hatlar da durabiliyor. JR hatları dışında, büyükşehir belediiyesinin işlettiği 13 metro hattı ve özel şirketlerin işlettiği diğer banliyö tren hatları ile Tokyo tren ağları tamamlanıyor… Özellikle havaalanından çıktıktan sonra şehir merkezine gelişin icin bir çok alternatifin arasında en ucuzunu seçeceksinizdir tahminen. Bu seçimi yapana dek azıcık acı çekme riskiniz var… Burada armut piş ağzıma düş yapmıyoruz. Arayın bulun ucuz yolu, sonraki günler için alıştırma da yapmış olursunuz… (Gıcık rehber).
  11. Burada hayat kurtaran turist aparatı Japan Rail Free Pass. Bunun sahibi bir turist bilet süresi boyunca özgür kızdan özgür, seyyahtan seyyah olur. Edininiz. Bundan başka bir bilet daha var, ki bu artık Japonya’nın kurdu olmuş gezginlere yönelik. Adı 18 (jyuu hachi) kippu. Bu çok binişli bir tren bileti, yaklaşık 12000 yene 5 gün boyunca (veya 1 günde 5 kişiye kadar) normal JR trenlerine (şehir içi – şehirler arası trenlere) biniş hakkı veren bir bilet. İlk kullanımdan sonra 10 gun içinde kullanılmalı sanırım. Tarih damgasının atıldığı gün boyu geçerlidir. 00:01 – 23:59 arasında sınırsız kullanım hakkı verir. Bir kişi 5 gün boyunca istediği yerden biner, istediği yerde iner. Eğer şehir içinde değil de kırsalda, ülkenin derinliklerinde gezmekten hoşlanan biriyseniz asıl Japonya`yı bu biletle tanımaya başlarsınız. Hem de süper ucuza gelir…
  12. Japon yemekleri çok değişik ve lezzetli ama önyargısı olmayana… „Ben çiğ balık yemem, domuz zaten yemem, soya sosu sevmem!“ dendiğinde az biraz sıkıntı olabilir. Ama Mcdonald’s her yerde :) Japon yemekleri „Japonya dışında yapılan Japon yemeklerine nazaran“ gerçekten çok lezzetli. Hasbelkader bir yerde denediğiniz Japon yemeğini kendinize kerteriz noktası olarak koymayın. İnanın büyük hata edersiniz. Japonya’da takdim edilen yemekler içinde seçenek ve lezzet çok çeşitli. Teişoku (set menü) mantığıyla hizmet veren restoranlarda bile iyi bir yemek yenilebilir. Sıradan bir öğlen yemeği salata, çorba, ana yemek ve ufak tatlımsı bir şey ve soğuk/sıcak çayla her zaman 1000 yen altında ve Mc Donalds’tan kat ve kat iyidir. Benzer bir akşam yemeği de en fazla 1500 yen civarında tutar… Bu fiyatlar, çok uçmadıktan sonra Tokyo’da da, Hokkaido`da da, Osaka’da da hemen hemen aynıdır. Bu ülkenin en guzel yanı da aynı kalitede hizmet için fiyatların aynı oluşu. Turiste ayrı, yerlisine ayrı fiyat dayatılmayışı …
  13. Japonlar için cana yakın insanlardır imajı vardır. Eh öyledirler ama kendi aralarında veya kendileriyle rahat iletişim kurabilenler ile… Yabancılara karşı çok da yakın davranmazlar. Her şeyden evvel, çekinirler, utanırlar… Şaşırmaya gerek yok… Ne kadar şaşırma desem de boş. Gelince 10000 şeye ayrı ayrı şaşıracaksınız zaten…
  14. Gelmeden „Bir Geyşa‘nın Anıları“nı okuyup, Kitano’nun „The Dolls“unu seyrederseniz başka bir ülkeye mi geldik diye düşünebilirsiniz… Okuyup, izleyip de gelmenizi hararetle tavsiye ederim ama açıkçası o Japonya biraz gizlidir, ortaya kolay kolay çıkmaz… Sabırlı olmayı, aramaya inanmayı gerektirir.
  15. Gelelim dile… Japonca zordur, ama azıcık gayretle bir şeyler olur…Aç ve susuz kalmamanız için once şu 4 cümleyi bir belleyin. Japonca da yazıldığı gibi okunur, ciddiyim. J
  • Konniçiwa
    • Merhaba
  • Ohayou Gozaimasu
    • Günaydın
  • Arigatou Gozaimasu
    • Teşekkür ederim
  • Sumimasen
    • Özür dilerim, pardon

Bunları söyledikten sonra aşağıdan uygun cümleyi seçerek, „Survival in Japan“ oyunumuza başlayabiliriz.

  • Eigo (w)o hanasemaska?
  • İngilizce konuşabiliyor musunuz?
  • Nihongo (w)o wakarimasen.
  • Japonca bilmiyorum.
  • ….kara … made dou ikemaska?
  • …dan …ya nasıl gidebilirim?
  • İçiban çikai eki va dokodeska?
  • En yakın istasyon neresi acep?
  • Kore va ikuradesuka?
  • Bu kaç para oluyokine?
  • Eigono menu ga arimaska?
  • İngilizce menü var mı?
  • Kyo no osusume va nandeska?
  • Günün önerisi/spesiyali nedir?
    • Okuyamadık, anlamadık, seçemedik, sen yap ustam ortaya bi güzellik… donat masayı minvalinde…
  • Omizu kudasai
  • Su lütfen!
  • Aisu (veya hotto) koohi hitotsu…
  • Soğuk (veya sıcak) 1 kahve… (aisu=soğuk, hotto=sıcak).
  • Kaikei kudasai.
  • Hesap lütfen.
    • Bu genelde yok, adisyon alınır, çıkışta kasaya hesap ödenir, hesap isteme adeti yok pek, dolayısıyla bahşiş de yok. Hesap bırakmayın “aynen aa unuttu pek sevgili hatırşinaz müşterimiz, hemen geri götürüp iade edeyim der koştururlar arkanızdan. Koşturtmayın, yormayın garipleri.

Daha ayrıntılı bilgi için buraya gözat.

 Japonya’da Gezmece Tozmaca

Başlamadan önce kendine sor ey yolcu:

  • Merakların neler? Müze mi, tarih mi, doğa mi, gece dışarıda takılmak mı… vs, vs?
  • Ne zaman ve kaç günlüğüne gelecek ve ne kadarlık bir bütçeyle Japonya’da kalacaksın?
  • Daha önce tek başına İngilizce konuşamayanların çoğunlukta (98 %) olduğu ve Latin Alfabesi kullanmayan bir ülkeye gittik mi?

Gelmeden önce kafanızda bu soruların cevaplarını bir sıralayın ve hazırlığınızı bu cevaplara göre yapın. Hazırlığınızın yerinde olduğu (para, zaman ve ön araştırma) varsayımıyla gezme tozma bölümüne geçiyorum.

 Tek tek üstüne destanlar yazdığım rehberlere ek bir de Tokyo için gezi notları sıralıyorum buraya.

Tokyo

Tokyo’da 4-5 gün geçirecek biri için nereleri tavsiye edersin?

Şimdi bu çok zor bir soru… Ne aradiığını sordum ya, bu soruya verdiğin cevabı bilmeden „Ne tavsiye edersin?“ sorusuna cevap vermek çok zor… Müzelerin, elektroniğin, alışverişin, gece hayatının a‘lası Tokyo`da… Ama ben Tokyo’da 4 – 5 gün kalmayı önermem. Başka yere gidecek durumunuz yoksa ve mecburen 4 – 5 gün kalacaksanız ve yürümeyi, fotoğraf çekmeyi seviyosanız :

  1. 1 gün alışveriş mekanlarına (Ginza, Aoyama – Omotesando – Harajuku, Akihabara),
  2. 1 gün JR Yananote Hattı’nın batısına (Tokyo’nun yeni yerlerine Şinjuku‘dan Şinagawa‘ya),
  3. 1 gün Tokyo’nun merkezi ve kuzeyine (Imparatorluk Sarayı, Sumidagawa, Ueno – Asakusa ve Tokyo Sky Tree),
  4. 1 gün Tokyo’nun merkezi ve batısına (İkebukuro, Yotsuya, İidabaşi, 2. Dünya Savaşı’ndan az hasarla yırtmış  semtler Nezu ve Yuşima taraflarına),
  5. 1 gün doğusu veya güneyine (Deniz kenarındaki Odaiba, Şiodome ve komşu kent Yokohama‘ya) gidebilirsiniz…

Tokyo içinde olup da özel ilgi ve değerlendirme gerektiren yerlere de değinmek gerekli sanırım.

Şinjuku ve Şinjuku Gyoen Parkı: Şinjuku daha önce üstün körü değindiğim üzere janjanli afilli mafilli… Şinjuku Gyoen Parkı da fena değil ama daha güzel bir park bence şehrin diger yakasında… Ginza ile Hamamatsuço arasında… Hamarikyu Bahçesi… Bir ufak park. Deniz ve kanallarla çevrilmiş, dibinde dev gibi binalar… Ama tam bir saklı bahçe görülmeye değer… Aslında vakti zamanında shogunlar ördek avlasın diye doğala özdeş bir biçimde yapılmış, 300 yıllık çam agaçları falan harika…

İmparatorluk Sarayı ve Bahçeleri: Hakiki İmparatorluk Sarayı‘na giriş yılın belirli bir dönemi hariç yasak, ama park-bahçe ve meydan yapısı olarak güzel… Kanalları, kuşları, ördekleri, ağaçları ve saray çevresinde dört dönen, koşan, spor yapan, bisiklete binen insanlarıyla park görünümlü canlı bir yaşam alanı haliyle güzel bi yer… Hemen dibinde Japonya’nın en büyük şirketlerinin genel merkezleri, bakanlıklar, meclis, elçilikler ve daha nicesi.. Buranın Japonya‘nın kalbi olduğunu hissettiren şehir silüeti. Bir bakıma eski Sultanahmet – Bab-ı A’li gibi…

Asakusa – Ueno ve Tokyo Sky Tree: Asakusa – Sensoji aynı yerde olan Tokyo’nun en önemli 3 tapınağından biri… Diğerleri Meiji Jingu ve Zozoji… Bence Meiji ve Zozoji daha güzel ama Sensoji daha ünlü.. Bir de ek olarak Kudanşita‘da Yasukuni Tapınağı var ki, kamikaze‘ler için. Savaşta ülkeleri için ölen Japonlara adanmış, aslında ölenler ve defnedilenler arasında savaş suçluları, bir çok milyon Çin’li, Kore‘li ve diğer halklardan insanları kesmiş adamlar var… İlginç bi yer. Gayet militarist, gayet faşist…

Neyse konumuz tapınaklar değil Ueno tarafı. Bu bölgede Ameyoko adında bir açık pazar var. Her ne hikmetse bütün yabancı gezi rehberlerinde övgü üstüne övgü, methiye üstüne methiye almış. Açık yüreklilikle söylüyorum bir bok yok. Hatta resmen Ankara’daki eski Maltepe Pazarı‘nın aynısı, sokaklarda kıyafet, yiyecek, incik boncuk, yığınla hışır nevale, ne ararsan var. İtiraf edelim bir Türk icin hiç yeni bir manzara değil. Çekici olmadığı da kesin, ama hediyelik zerzevat için iyi bir alternatif olabilir. Bence, buradaki dandik zımbırtılara bakmak yerine, buranın hemen dibindeki Ueno Parkı ve içindeki Tokyo Ulusal Müzesi‘ni görmek daha iyice, yok ya ne iyisi, kesinlikle çok daha yerinde! Hatta hararetle tavsiye ederim… Yaz günü serin serin, klimalı klimalı, oh mis! Rahat edersin…

Bir de son imam eklememiz Tokyo Sky Tree var bu yakada. 800 metreyi aşan yüksekliği ile mühendislik harikası orasına bir şey diyemem. Ama o fiyata çıkmam doğrusu. Havanın açık olduğu bir günde, nemin en düşük düzey olduğu kış aylarının sabah saatlerinde güzel bir Kanto görüntüsü vereceğine şüphem yok. Yok da bu tür bir günü yakalamak da yılda 30 – 40 gün. Tamamen bahtınız açık olsun diyorum Hüsna Yengecim, Hayrullah abicim.

Tsukiji Balık Hali: Tsukiji dünyanın en büyük balık hali… Atraksiyon inanılmaz ama en inanılmazi balıkların ya canlı gemilerden hemen oracıkta indirilip önünüze getirilmesi ya da şoklayarak dondurulmuş bir biçimde (misal Portekiz‘den 1 hafta önce tutulup) ulaştırılması… Burada bulunandan daha taze balığı ancak kendin tutarsan yersin… Çok hareketli bir yer, mezat olur Pazar hariç her sabah 5-6 arası, ama çok ayakbağı olan tırt turist kalabalığından illallah demiş işin erbabı. İyisi mi vakitlice gidip, usul usul uzaktan uzağa izleyin olan biteni. Buraya sabah varıp anlamayacağınız mezatı izlemek yerine, hal çevresinde daha guzel şeyler yapabilirsiniz. Mesela, halin yanıbaşındaki ufak işletmelerde 1 saat kuyrukta bekler en taze balıktan mamul, en hakiki suşileri, saşimileri tadabilirsiniz… O bakımdan önemli, ama sabah 5`te orada olamam derseniz o da gayet normal… Bir suşi için değmez bu kadar eziyete, şehrin kalanına dağınık suşiciler de sonuçta sabah 6`da buradan alıp, açıyorlar dükkanlarını… Sabahki balık o gün içinde servis ediliyor en nihayetinde, elbette fark vardır ama, acemiye sorsan degişmez tadı…

Harajuku, Omotesando ve Aoyama: Harajuku ve Aoyama ayrı dünyalar… Harajuku’daki liselileri ve tiplerini görmek, absürd kılıklarına alışmaya çalışmak, hatta ne olur fotoğrafımı çek bakışlarıyla yanıp tutuşan karakterlerle (5 – 6 sene önce yamambalar demiştim, bak güncellemeye) tanışmak inanılmaz deneyim… Tuhaf bir ruh hali var buraların. Alışveriş ve gösteriş histerisine kapılmış sayısız ergen. Gün içinde hareketli, capcanlı yerler… Hava kararınca akşam 8’de in-cin top atan Takeşita Sokağı ve sokağın yaş ortalaması 14 olan sakinleri.

Burayla taban tabana zıt, hemen 500 metre ötede Omotesando ve Aoyama da muhakkak görülmeli. Harajuku ile coğrafi – fiziksel hiç bir sınır olmamasına rağmen, bu kadar kısa mesafede kesin çizgilerle ayrılmış bir başka moda akımı görmek dudak uçuklatıcı. Kısaca buralara gelmek lazım azizim… Lafla peynir gemisi yürümüyor…

Tüm bu karmaşa içinde „Benim ne işim var burda“ çığlığı atanlar da olabilir. Kendilerine en yakın kaçış noktası olarak Yoyogi Parkı ve Meiji Jingu Tapınağı’nı öneriyorum. JR Harajuku istasyonun hemen arkası zaten.

Akihabara, Ginza, Korakuen, Roppongi: Akihabara, ya da daha bilinen adıyla Electric Town… Bundan 5 yıl öncesine kadar büyükçe bir alanda tamamen elektronikle ilgili neşriyatın satıldığı, bir de üzerine akıl almaz bir kalabalığın toplaştığı bir semtti. En ucuz ve en geniş kapsamlı elektronik eşyalar burada bulunurdu… Uygun fiyatla kuru pil de, plazma tv de alınırdı… Şimdi ise anime karakterlerinden başka aman da aman bir şeyin olmadığı, irili ufaklı sayısız maid cafeler ve buraların acınacak durumdaki müşterileri dışında bir haltı kalmamış bir kayıp dünya. Cazibesi kalmadı…

Burası için geçerli olan geriye gitme, asıl kişiliğinden uzaklaşma Ginza‘da daha beter göz önünde… Eskiden İsetan, Matsuzakaya, Takaşimaya, Gucci, DKNY vb. sıralanmışken, şimdilerde Uniqlo ve H&M buranın ağa babası. Bir zamanlar burası Tokyo’nun Paris‘e inat önceleri uyduruktan yarattığı, sonraları hakikisini geçen Champs Ellysee’si idi… Şimdi bu Şanzelize (böyle yazınca da oluyor sana pavyon) Omotesando’ya taşınmış durumda. Ama yine de gece şehri kapladığında, buradaki eğlence kültürü apayrı dünyalar yaratıyor. Çoklukla Japonlara, bol bol da parası olanlara.

Son olarak da şehrin savaş sıraında daha az zarar görmüş kesimlerine değinelim. Korakuen, Nezu ve yöresi Ueno Parkı’nın diğer yakası aslında. Eski Tokyo mahalleleleri… O civarlar (Nezu, Nippori, İidabaşi, Korakuen falan) 2. Dünya Savaşı`nda pek fazla zarar görmeden, göreceli olarak kurtulmuş bir bölge. Tapınaklar, bahçeler, parklar ve evler (tabi yıkılıp bina olmadıysa) her şey eski ile daha uyumlu… Bir de yenilik isteyenlere Tokyo Dome önerimiz var Suidobaşi’de… Yer kullanımında son nokta olduğundan mimariye ilgi duyanlara önerilebilir.

Tüm bu yerler sakin gündüz gezmelerinden ibaretti. Biraz da hava karardıktan sonra olabileceklere bakalım. Yani clubları unuttum sanmayalım…

Bence en iyi club Şibuya’daki „Womb“ olsa da, bütün yabancılar Roppongi‘ye takılır. Çünkü bok var! Roppongi, Hub, Motown, Lexington Queen, Cafe Latino, GasPanic gibi deli kalabalık ve farkli alt kültürleri barındıran yapmacık bir eğlence mahallesi, ama Japon görmek daha zor bu civarda… Hemen dibinde Tokyo Tower var, Roppongi Hills var, Midtown var… Hani turistik takılayım, alışveriş yapayım diyenlere alternatif de yok değil…

Ya hep Tokyo mu?

Elbette değil, bunun için ayrı ayrı rehberler aşağıda sıralı.

Bu rehbere Tokyo’yu bu kadar eklememdeki sebep Tokyo’nun bir gezi rehberine sahip olmayışı. Tokyo adına en fazla yukarıdaki gezi notlarını ekleyebilrdim. Açıkçası Tokyo’ya dair notlar bir rehber olmaktan uzak.

Diğerleri dolu dolu rehberler. Okinawa – Nagasaki biraz zayıf o kadar.

Umarım güncelleme sonrası yeni yapısıyla Japonya Gezi Rehberi daha çok işe yarar…

Bol anılı, dolu dolu gezmeler, tozmalar!